Terör konusunda yazdıklarım belki fazla oluyor; ama bu konuyu özellikle gençlerimizin dikkatine sunmak ve geçmişi iyi bilmelerini sağlamak için yazıyorum. Terörün başladığı 1984 yılında doğanlar bugün 37 yaşındadır. Terörün yeşerdiği topraklarda yaşayanlar bunun acısını çektiler; ama sebep sonuç ilişkilerini bilemediler.

İktidarlar, iktisadi yönden bölgenin azgelişmişliğini dile getirerek topu önceki yönetimlere attılar. STK’lar, insan hakları adına hamasî nutuklarla teröriste karşı acıma hissi uyandırdılar. Batı, eline aldığı işaret çubuğuyla taşeron olarak gördüğü terör örgütüne kendi çıkarları doğrultusunda hedefler gösterdi.

Çıkış noktası: Yunan İsyanı

Yunan İsyanı, önce Ermeni sonra da Kürt aydınının isyan fikirlerine kapılmasına yol açmıştı. Oysa Yunanistan, Avrupa Kıtası’nda bir ülke olup Roma egemenliğinde kalmış bir ülkeydi. Batı, bu isyanı kendisi planlamış ve koruyuculuğunu yapmıştı.

Aynı Batı, Ermeni ve Kürt varlığının koruyucusu olmamış; bu varlıklar üzerinde kendi çıkarlarının koruyucusu olmuştu. Tahrik ve teşviklerle çıkar koruyuculuğunu sürdürmek istemesi son asırda Türkiye’yi kendi vatandaşları arasında çatışmalara, husumete ve anlaşmazlığa sürüklemişti.

Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde başlatılan ayaklanmaların çıkış yerleri ve ortaya çıkış şekilleri bugünkülerle aynıdır. İsyana teşvik edenlerin argümanları, kitleleri yöneltme biçimleriyle hükümetlerin mücadele yöntemleri de aynı olmuştur.

En uzun süren son isyan

15 Ağustos 1984’te Eruh baskınıyla ortaya çıkan PKK terörü, bugüne kadar Türkiye’yi devamlı meşgul etmiştir. Bu dönem içerisinde binlerce masum ve sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiş, polis ve askerimiz şehit düşmüştür. Sözde Kürdistan’ı kurma hayaliyle yaşayanlar, bununla da kalmayıp Avrupa’da Türkiye aleyhine faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Terör örgütü 1990’lı yılların sonuna doğru bitme noktasına gelmişken ABD’nin Irak’a demokrasi getirme operasyonunu (!) gerçekleştirmesi, Saddam’ın asılmasından sonra Irak’ta kardeş kavgasının iç savaşa dönüşmesi, Büyük Ortadoğu Projesi’nin haritaya işlenmek istenmesi gibi bölgeyi allak bullak eden çalışmalar, bu coğrafyanın huzurunu bozmuş ve terör örgütünün ekmeğine yağ sürmüştür.

2000’li yıllardan itibaren

PKK, 2000’li yıllara girerken kendi kendine ilan ettiği “Ateş kes”ten sonra köy basmak ve bebek katletmek yerine militanlarını kaybetmemek için kolay hedeflere saldırı taktiklerini uygulamıştır.

Patlayıcı madde yüklü araçları uzaktan komuta ile patlatmak, askeri malzeme taşınan demiryollarına, boru hatlarına ve askeri birliklerin kullandığı geçiş yollarına mayın döşemek ve büyük şehirlerde araç yakmak gibi faaliyetlere yönelmiştir. Ve görüyorsunuz araç yakma eylemlerine de hâlâ devam ediyorlar.

2000 yılından itibaren siyaset adamlarının hassasiyet taşıyan konularda yanlış demeçler vermesi, işsizliğin artması ve Avrupalı dostlarımızın (!) el altından yasadışı örgütlere destek vermesi terörün yeniden ivme kazanmasına neden olmuştur.

Dış destekler

Örgüt elemanları, kullandıkları ABD menşeli silahların ve İtalyan yapımı mayınların yanı sıra AB ülkelerinden temin ettikleri elektronik sistemlerden de azami derecede istifade etmişler ve televizyon kanalları kurmuşlardır.

Ayrıca terör örgütü, Türkiye ile sorunlarını çözememiş olan Ermenistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve değişken duruşlar gösteren Irak’ın kuzeyindeki yerel yönetimden üstü kapalı şekilde destek görmektedir. Özellikle son yıllarda tehdit, şantaj ve gaspla temin ettiği mali kaynaklarıyla eroin ticareti, silah kaçakçılığı ve insan ticaretinden çok para kazanmıştır.

Şark meselesi

Refah vahası olarak görülen Ortadoğu’da sinsi planlarını uygulamak isteyen Batılı güçler, vaat ettikleri federatif yapı, özerk bölge veya bağımsız devlet gibi kavramlarla PKK’yı maşa olarak kullanmışlardır. PKK terör örgütü, kendi teşkilatlanmasını Kürt milliyetçiliği olgusu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin geri kalmışlığı üzerine inşa etmiştir. Batılıların yıllar önce hazırladığı “Şark Meselesi” adlı senaryo, sözde “Kürt sorunu” başlığıyla ve PKK’lı aktörler tarafından oynanmıştır.

Devlet dün olduğu gibi bugün de yurt içinde yuvalanan teröristlere karşı ezici bir mücadeleye girince lider kadrosu ve siyasi kanat sorumluları birbirlerini suçlamaya başlamışlardır. Artık Kandil’de barınamayan “Canını kurtaran kaptan” durumuna düşen bu kişiler yerlerinin tespit edileceği ve yakalanacakları endişesiyle telefonla dahi konuşamaz olmuşlardır.

TSK’nın sınır boylarında aldığı önlemler ve ezici baskı yaratan operasyonları nedeniyle içerideki unsurlar destek alamamaktadırlar. Sınır bölgelerinde teslim olan ve yakalanan terörist sayısı giderek artmaktadır. Böyle devam edeceği de kaçınılmazdır.

Eylem yerine iktisadi önlem

Gencecik çocuklar, Kürtleri temsil ettiğini söyleyen siyasi uzantıların yanlış demeçleri sonucu dağlara çıkarak hayatlarını kaybetmiş; sakat, sabıkalı veya saklı duruma düşmüşlerdir. Kürt halkını temsil ettiğini söyleyen siyasi temsilciler barışa yönelik çalışmalar yerine Kandil-Ankara arasında gidip geldiler. Bölge ekonomisine katkısı olabilecek, işsizliği azaltacak, enflasyonu düşürecek, sağlık ve eğitim seviyelerini yukarıya çekecek dev projeler ortaya koymalıdırlar. Kürt insanına sevgi ve hizmet, bölgenin gelişmesine katkı ancak böyle olabilirdi, bu projeleri üretmediler.

Birtakım sloganlarla barış çağrıları yaptılar. Bu çağrılar holiganlarla tedhişe dönüştü ve her birisi ölüm makinesi olan militanlar yarattı. Gençleri devlet gücünün karşısına çıkarmak ve kırdırmak eğer politika olarak görülüyorsa bu yanlıştır, terk edilmelidir.

  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.