“Anadolufeneri, Tarihten Gelen Işık” isimli kitabın tanıtılmasıyla ilgili bir yazı yazmıştım. Bu yazı bize yeni dostlar kazandırmış oldu. Kitabın yazarı Avukat Ali Bey ve zarif eşi Leylâ Hanım, tabi olduğumuz pandemi yasağından önce bizi bir cumartesi günü Anadolufeneri’nde eskiden fırın olan ama sonra restore ettirdikleri minyon mekâna “Mavi Kapı”ya davet ettiler.

   Tanışma ve hal hatır sorduktan sonra kısa bir süre bu mekânın içi hakkında eşimle birlikte kendimize göre değerlendirme yapmaya başlamıştık.

Karadeniz karşımızda…

   Gözlerimiz tavan ve duvarlara takıldı. Binanın yapısındaki ahşap malzemenin orijinal olduğunu görüyorduk. Dekoru kendi tasarımlarıyla, objeleri ise kendi seçkileriyle buluşturduklarını anlattı Leyla Hanım… Tabii ki, burası iki ailenin buluştuğu bir mekândı. Dolayısıyla müşteri yoktu ve hizmet işlerini kendimiz yapıyorduk. Bunun da ayrı bir hazzı vardı.

   Yavaş yavaş konuya girmeye, Ali Bey de köyde yaptığı çalışmalar hakkında bilgiler vermeye başlamıştı.

  • Mekânın içine küçük bir sandal yaptırmış, sandalın içinde sokak hayvanlarına yardım

kumbarası konulmuş,

  • Ali Bey’in Anadolufeneri’ne ait çektiği fotoğrafı bir ressam yağlı boya tabloya

dönüştürmüş,

  • Çerçeve içinde bir resim. Resimde fener, komutalı düğme ile yakılabiliyor,
  • Yabancı turistler merak edip gezmek istediklerinde her türlü yardımı görebiliyor ve

kahve ikramında bulunuluyor…

   Ali Bey, Anadolufeneri Kalesi’ne iki adet ahşap top yaptırma isteğini ise son düşüncesi olarak söyleyince ben de bu konuda kendisine destek vereceğimi belirttim.

Binanın tarihçesi

 

     Binanın kitabesinde Hicri 1326 (Miladi: 1909) yazılıdır. Bina fırın olarak yapılmıştır. Yıllarca köy halkının ve askeri birliklerin ekmek ihtiyacını karşılayan fırın 1984 senesinde kapanmıştır. Zamanla harabe haline gelen fırın 2009 senesinde el değiştirmiştir. Beş yıl süren proje ve ruhsat araştırmalarından sonra bina restore edilerek 2014 yılı sonunda bitirilmiştir.

   Restorasyon projesini Yüksek Mimar Yakut Erdine, uygulamayı ise Mimar Selda Baltacı yapmıştır. Ustabaşı Sami Marhan’dır. Binanın iskânı 31.03.2016 yılında alınmıştır. İstanbul’da az sayıdaki tarihi fırınlardan biri olan bina orijinal yapısıyla diğerlerinden ayrılmaktadır. Ön cephesi Bağdadî denilen teknik ile inşa edilmiştir.

   Arka duvar yarıya kadar taş olup sonrası harman tuğlasıdır. Yan duvarlar da harman tuğlasından yapılmıştır. Taşıyıcı sistemler ahşap olup ikinci derece tarihi eserdir. Kafe ve kültür evi olarak hizmet sunmayı düşünüyorlarmış…

Bazen yurdumuzun güzel bir köşesini gezerken yeni dostlarla tanışıyoruz, bazen de yeni dostlar vasıtasıyla güzel yörelerimizi tanıyoruz. Bu dönemi atlattıktan sonra yapacak çok işlerim olduğuna bir kez daha inandım.

Hayattan kaçmak için değil, hayatı kaçırmamak için yola çıkmalıyız. Aslında hayatın bir kitap olduğunu, gezmezsek hep aynı sayfayı okuyacağımızı bilmeliyiz. Tabii, bir de Tolstoy’un sözünü hatırlamalıyız:

“Öyle zamanlar olur ki, nereye gittiğin önemini yitirir. Asıl önemli olan yanında kiminle gittiğindir”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.