Zaman geçtikçe çoğu şeyin değişimin bir parçası değil de, kendinize ait olan şeyler olduğunu fark ettiğinizde başınıza büyük bir bela almışsınız demektir. 
Dostlukların, kurulan gönül bağlarının çoğu; büyük hipnozun etkisidirler. Mevsimler, bir kaç sınır telinden sonra değişen iklim ve bitki örtüsü gibi insanlarda belli sınırlardan sonra farklılaşır. Ama toplum düzeninin tek istediği şey vardır ‘değişmemek.’ Kimi zaman bu değişimleri göz ardı ederek, çoğu zaman değişimleri idrak edip varlığını inkar ederek ama azınlıkla değiştiğinizi özümseyip bunun üzerine çok daha iyi planlar yaparak yaşamlarınızı sürdürebilirsiniz. Ve bildiğiniz gibi toplumun sizden tek istediği ‘değişimi hayatınıza uygulamamak.’tır. Bu gel-gitler içerisinde insan sürüklenedursun, çoğu şeyden kimi zaman yaşam koşullarının ağırlığı, kimi zaman yeni yaşam biçimleri gibi ayrıntılar dolayısıyla bazı şeyleri es geçer. Bunların çoğu eski arkadaşlıklardır. Evet zamanında çok şey paylaşmış, sayısız acıya beraber göğüs germişsinizdir. İşte tam da o zamanlar bu beraber hayata karşı olan tutumunuz asla bitmeyecek tükenmeyecekmiş gibi gelir ama günü gelir sona erer. Buna sebep araya giren yollar, değişime uğrayan allak bullak zihinler olabilir hatta bundan daha kolayına kaçacak olursak unutmak diyebiliriz. Hikaye tam da bundan sonra dramatikleşir kimileri için. Zamanında yaptığınız tüm dostça yaklaşımlar hatıraya sığmayan ufak ayrıntılar haline gelir. Siz hiç yokmuşsunuz gibi davranılır, olmamışsınız gibi. Sonra siz bu olmamışlığınızı kabullenmişken siz hep varmışsınız gibi davrandığını varsayarak size bu vefasızlığınızdan dem vurulur. Çoğu zaman komik bulunan bu söylemlere mecburi olarak ‘evet, belki sen de haklısın.’ diye başlayan sonu gelmeyen açıklamalar yapılmak zorunda kalınır. Ama bunların da nafile çabalar olduğunu fark ettiğinizde herkesin çoktan toplanıp gitmesinin, olmasından daha iyi olduğunu da farketmiş olursunuz. Yani sizi anlayacak insanlar varken etrafınızda bu iç muhasebelerinin sizi yormasından yorulursunuz. İnsanlar sizi hep suçlarlar, her zaman bunu yapmak yanlışını kabullenmekten daha kolaydır çünkü. Kimse kafa yormayı istemez ama karşısındaki insanı yormaktan çıldırırcasına zevk alır. Büyümüş insanlar dediğimiz bu topluluklardan yanlışınızı farkedip özür dilemek isteseniz bile, ilkokul çocuğu tavrında tartışmaktan uzak, samimiyetten uzak, arkadaşlık ve dostluktan uzak ‘yoo, olmadı hiç bir şey.’ cevabını alırsınız. Uğraşmazsınız çünkü siz kırıldığınız an bunu tüm samimiyet ve fark edilmişliğinizle söylersiniz. Ve sonrasında aynı tepkiyi alamadığınızda sizinle aynı olmadıklarını anlar, ipin ucunu hızlıca bırakırsınız. Sorun ne biliyor musunuz? İnsanların özür dilemesine bile izin vermemeniz. Bunu çocukça tripler arkasına sığdırıp, suçlamayı sürdürmeniz. Bu tür insanları kaybetmenize üzülmemeniz gerekir tam da bu noktada, çünkü asla sizin onlara verdiğiniz değer kadar değer görmemişsinizdir.
Ve bazen bazı dostlarınızın bu tavırları, bir gencin intiharından bile daha üzücüdür. Hadi siz şimdi güzel uyuyun, güzel uyanın. Hala güzel anılarınız var aklınızda.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.