Eğitim, yaşama göz açma ile başlayan ve yaşamdan göçüp gidinceye kadar yaşamı biçimlendiren bir olgudur. Esasında eğitim etkileşimsel bir edimdir. Temelde eğitilen ile eğiten ikilisi arasında gerçekleştirilen bir bilgi aktarımı ve davranış biçimlendirme eylemidir. Eğitimde amaç belleğe bir şeylerin eklenmesidir. Daha doğrusu yaşamdaki kalıcılığı ve güzellikleri belleğe yerleştirme olayıdır. 
Bireyi gerçek birey yapmanın yolu, çağdaş eğitimdir. Yoksa kocaman okullar yapmanın, her ile bir üniversite açmanın anlamı olmaz. Bunların içini iyi eğiticilerle ve ne istediğini bilen eğitilenlerle doldurmamız gerekir.
Türkiye’de eğitim seferberliği 1935 yıllarında başladı. 1940 yılında ülkemizin her üç iline bir olmak üzere Köy Enstitüleri açıldı. Bu eğitim kurumları daha çok yıllarca ihmal edilmiş kırsal kesime yönelik önemli bir eğitim seferberliğiydi. Benim ilkokula başladığım yıllarda, köylerin çoğunda eğitmen vardı ve zorunlu eğitim üç yıldı. O nedenle de, köy okullarının çoğunda eğitmenle üçüncü sınıfa kadar eğitim vardı. Daha sonra zorunlu eğitim beş yıl oldu ve hemen hemen her köyde beşinci sınıfa kadar eğitim başladı. Bu eğitim her Türk vatandaşı için zorunluydu.1997’dan sonraları zorunlu temel eğitim 8 yıla çıkarıldı. Türkiye genelinde daha önceleri 5 yıl ilkokul ve 3 yıl ortaokul birleştirilmiş oldu. Başlangıçta ülke genelinde iyi karşılanan ve “eğitimde bir devrim” olarak basında yer alan bu sistemin; eksiklikleri giderilmeden, Türkiye gerçekleri bilinmeden uygulamaya konulduğu için beşinci sınıfa kadar eğitim veren köylerdeki okullarda 8 yıllık zorunlu eğitimin yürütülmesi olamadı. O zaman dünyada örneği olmayan, taşımalı sisteme geçildi. Bu ise köylerdeki okulların kapısına kilit vurmak demekti. Öyle de oldu. Köy okullarının çoğunluğu kapatıldı. Köye öğretmeni taşımaktan çok öğrenciyi taşımak daha kolay oldu. Köyünde okulu kapalı, köyün aydınlanması olan öğretmeni yok köyler zamanla eğitim ruhundan uzaklaştı ve köy imamına terk edildi.
Tüm bu zorluklar daha giderilmemişken, bu defa da 12 Nisan 2012 tarihli resmi gazetede yayınlanan 4+4+4 denilen yeni bir eğitim sistemine geçildi ve bu defa da temel zorunlu eğitim 12 yıl oldu. Sevgili okurlarım, bendeniz elli yıla yakın bir süre akademisyen olarak eğitime gönül veren birisi olarak, çağdaş bir devletin çocuklarına alabildiğince uzun bir zorunlu eğitim vermesi taraftarıyım. Bir yerde zorunlu eğitimin 12 yıl olmasına seviniyorum. 
2019-2020 eğitim-öğretim yılına başlarken, bu işi üstlenen devasa binalardaki Milli Eğitim Bakanlığı kendisine bir çeki düzen vermeli. Öncelikle kararını ortaya koymalı. Biz İslamiyet dini eksenli harafe hurefeye dayalı mı eğitim vereceğiz, yoksa çağı yakalamaya yönelik mi eğitim vereceğiz. Harefe hurafe eğitimden ben fazla anlamam. Ancak bir eğitimci olarak eğer çağı yakalamak istiyorsak o zaman yol belli. Çağdaş insan yaratmanın belli eğitim kuralları var: Öncelikle dünya ile yarışan bir eğitim olmalı. İçinde itiraz edebilmeyi etkinleştirecek bir eğitim olmalı. Eğitilen bireye eleştirisel düşünme becerisi kazandıran bir eğitim olmalı. Bireye beceri kazandırmaya yönelik bir eğitim olmalı. Bireyi sıkıntıya sokmadan iletişim kurabilme becerisi kazandıran bir eğitim olmalı. Bilimsel içerikli ve araştırmaya yönelik bir eğitim olmalı. Bireyin becerisini ve tecrübesini geliştiren bir eğitim olmalı. Bilgiye ulaşma ve tasarlama yeteneğini geliştiren bir eğitim olmalı. Eğitilen bireyin mutlak surette bir hayali olmalı ve bireye hayal kurmayı geliştiren bir eğitim olmalı. 
Tasarlama yeteneğinden yoksun kişinin geleceği aydınlık değildir. Bu tip kişiler, başkalarının ona çizdiği gelecekle beklenti kurar.  Oysa iyi eğitilmiş kişi önüne ve geleceğine, hedefler koyar.  O hedeflerden, hedefler üreterek kendini geliştirme yolları arar. Gerçek ortada: Bu yıl Yükseköğretime başlama ile ilgili yapılan 2019 YKS ortalamaları eğitim sistemimizin çöküşünün belirtisidir. Sınava giren örencilerin 15 bini sıfır puan alıyor. 12 yıl Temel Eğitim alan bir çocuk nasıl oluyor da sıfır puan alıyor. Demek ki eğitim sisteminde bir yanlışlık var. Kendi çabalarını açık bir dille anlatan Sayın Milli Eğitim Bakanımızın bu durumu düşünmesi gerekmez mi? Bir eğitimci olarak, Milli Eğitim Bakanlığına atanan zatın bunları görmesi lazım. Yoksa gün be gün eğitim kalitemiz bir iflasın eşiğindedir. Öyle zil şeklini değiştirme ile teneffüsleri uzatma ile eğitim sorunu çözülmez. Eğitimimizi mutlaka din eksenli olmaktan kurtarmamız gerekiyor.
2019-2020 Eğitim – öğretim yılına başlarken, neredeyse ülkenin her karış toprağında tarım yapılan bu güzelim tarım ülkesinde maalesef bir tarım lisesi yokken, 1408 adet İmam Hatip Lisesi var. Keza 40 adet Ziraat Fakültesi, 84 adet Tıp Fakültesi varken son 7 yılda 105 adede yükselen İlahiyat Fakültesi bulunuyor. 
Sevgili okurlarım, eğitimde derdimiz büyük. Bu kafa yapısıyla da düzeleceği yok. Bendeniz ne iktidarından ve ne de muhalefetinden umutluyum. Ancak yeni bir eğitim- öğretim yılında, yirmi milyona yakın ilk ve orta öğretimdeki çocuklarımıza bir milyona yakın hizmet veren öğretmenlerin yüzde elli altısının kadın olması beni en çok sevindiren olaydır. Çünkü ülkemizin yarı nüfusu kadın, diğer yarısını da doğuranın kadın olduğunu akıldan çıkarmamalıyız. Altmış dört İslam ülkesinde, bence geri kalmışlığın nedeni, erkek egemenliğinin din adına öne çıkartılması, birden fazla kadınla nasıl evlenebilmenin hesabının yapılması ve kadını din adına karanlığa gömülmesi yatmaktadır. Bence kadınların özgür olmadığı bir ülke, kelimenin tam anlamıyla yok bir ülke halindedir. Nerede kadın eziliyorsa, orada insanlık suçunun olduğu ve o ülkenin kalkınma olasılığı olmadığı gibi, çöküşü de kaçınılmazdır. Burada bir Fransız eğitimcinin söylediği, “İslam ülkelerinde her hakikat kadınlar gibi örtülüdür.” sözünü akıla getirmek gerekiyor
Bu eğitim-öğretim yılında (2019-2020) okula başlayacak olan sevgili tüm öğrencilerimize, ailelerine ve onlara yön verecek değerli öğretmenlerimize kazasız, belasız ve başarılı bir eğitim-öğretim yılı diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.