Osmanlı topraklarında bulunmuş olan Avrupalıların Osmanlı bilimi hakkındaki genel görüşlerinin farklılıklar arz ettiği görülmektedir. Önceki yazılarımda Osmanlıların yabancılara karşı nasıl yardımcı olduklarını, hayvanlara nasıl sevgi ve şefkat gösterdiklerini yazmıştım.
Bu yazımda da çoğunlukla Osmanlı insanı hakkındaki olumsuz görüşleri yansıtan yabancı elçi, bilimadamı, seyyah ve yazarlardan bahsedeceğim:
Örneğin
1.1554–1562 yılları arasında Osmanlı topraklarında iki kez görevli bulunan Avusturyalı elçi Ogier Ghiselin de Busbecq, Türklerin tarih kronolojisini bilmediklerini ve genel geçer bilgilerden bile habersiz yaşadıklarını iddia etmiştir.[i]
2. Hemen hemen aynı yıllarda Fransız elçilik heyetinde görevli iken Osmanlı topraklarına gelen Jacque Gassot ise Osmanlı ülkesindeki Bizans’tan kalma bazı eserlerin harabe halini gördüğünde Türklerin “uygarlıktan uzak kalmış bir millet” olduklarını düşünmüştür.[ii]
3. Fransız kralı XIII. Louis’in resmi tarihçisi olan ve III. Murad zamanında İstanbul’a gelerek Osmanlı tarihi ve sarayı hakkında detaylı bir çalışma ortaya koyan Michel Baudier ise, Türklerin genelde eğitime karşı ilgisiz olduklarını, tıp alanında ileri seviyelere ulaşmış kimseleri yetiştirecek bilim dallarında eğitim vermediklerini ileri sürmüştü. Saraydaki hekimlerin çoğunun Yahudi olmasını da buna bağlamıştır.[iii]
4. Gözlemlerini 1632 yılında yayınlayan Britanyalı seyyah William Lithgow da Osmanlı Türklerine ayrıntılı düşünme yetisinin kazandırılmadığını belirterek gerçekle çok da uyuşmayacak şekilde edebiyat ya da sanatta etkili çalışmalar yapmadıklarını yazmıştır.[iv]
5. En az onun kadar kolaycı genellemelere kaçarak gördüklerinden ziyade görmek istediklerini yazdığı anlaşılan ve 1657-1658 yıllarında İsveç Kralının elçisi olarak İstanbul’da bulunan Claes Ralamb’a göre ise “Osmanlı halkı, zihinleri dağınık olan bir halktı”.[v] Bir başkasına göre ise “Osmanlılar vakitlerini boşa harcayan kimselerdi”.[vi]
Devam eden görüşler
Yabancı gözlemcilerin Osmanlı halkını yeknesak yapıda olan bir toplum olarak betimlemeleri bunlarla sınırlı kalmamış, sonraki dönemlerde, belki de bu öncüllerin etkisinde kalarak kaleme alınan eserlerde aynı menfi tasvirler devam etmiştir.
1.1700 yılında Girit’te bulunan Fransız doğabilimci ve gezgin Joseph de Tournefort’e göre ise “Türklerin neredeyse tüm yaşamları aylaklık içinde geçer. İçlerinde en hünerli olanlar Kuran okumakla ve imparatorluk salnamelerinin sayfalarını karıştırmakla uğraşır”. [vii]
2. 1711 yılında İstanbul’da bulunan askeri yetkili Peter Henry Bruce ise Türkler hakkında şu yorumu yapmıştır; “Türkler, tembel bir şekilde köşelerine çekilerek yaşarlar ve aileleri dışında kalan dünyaya karşı ilgisizdirler.”[viii]
3. 18’inci yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı ülkesine gelen İtalyan Giambattista Casti ise daha sert ve mesnetsiz ifadelerle Osmanlıların, “insanlık tarihine ve evrensel düzene herhangi bir katkısı bulunabilecek yetenekte olmadıklarını” iddia etmiştir. [ix]
4. 1794 yılında İstanbul’da bulunan İngiliz seyyah ve bilim adamı Morritt de mektubunda başkentlilerin kahvehanelerde vakit geçirmelerine şaşırarak şunları kaleme almıştı: “Pera ve İstanbul’da insanlar sabahtan geceye kadar kahvehanelerde sigara ve şerbet içiyorlar, başka da bir şey yapmadan hareketsiz oturuyorlar”. [x]
5. 1792 tarihinde Osmanlı ülkesinde bulunan İskoç seyyah ve bilim adamı William Hunter, Osmanlı bilim ve düşünce zihniyeti hakkında, Türklerin etraflarındaki aydın ve medeni milletlerin varlığına ve aydınlanmanın üzerinden onca zaman geçmesine rağmen tembel ve cahil kalmaya devam ettiklerini yazmıştır.
Ardından Türkler arasında yaygın olduğunu iddia ettiği kader inancının insanın enerjisini tüketen yapısını buna bir sebep olarak görmüştür.
Fransız Devriminin getirdiği fikir akımlarının etkisi altında, “Bence insanların bilgiye ulaşmasında ahlaki yapıları ile yönetim biçimleri önemlidir” diyen Hunter, Türklerin eskiden sahip oldukları zekâ ve enerjiyi daha sonra hâkim olan despot yönetimler altında kaybettiklerini düşünürken kendince bir başka sebebe de işaret etmektedir.[xi]
Yorum yapmadan bu defalık konuyu sizlere havale ediyorum. Bu görüşlerin tamamına mı bir kısmına mı katılırsınız, yoksa tümde reddeder misiniz?
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.