Benim ülkem, üç tarafı denizlerle çevrili bir Akdeniz ülkesi olarak tanımlanır. Bir bölümü Asya kıtasında, bir bölümü de Avrupa kıtasındadır. Hem Avrupalı ve hem de Asyalı olmak; iki büyük kıtanın özelliklerini taşımak ülkeme zenginlik katıyor. 
Bu ülkede benim doğduğum yıllarda İkinci Dünya Savaşı sonlanmak üzereydi. Beş yaşımdan beri ülkemin olaylarını sezgiledim. Yedi yüz yıllık Osmanlı Hanedanlığını, Kurtuluş Savaşını ve Cumhuriyetin ilanıyla yapılan devrimleri okul yıllarımda öğrendim. Doğduğum köy küçük, yaklaşık 50 haneliydi. Üç obadan oluşuyordu. Benim obamın adı Yukarı Beksembere’ydi. Karlı ve Poyraz rüzgârının etkin olduğu bir kış gününde doğmam nedeniyle, bana “Poyraz” adını koymuşlar. Şimdi Poyraz adı moda oldu. 
İlkokulu üçüncü sınıfa kadar kendi köyümde; dördüncü ve beşinci sınıfı beş kilometre yürüyerek Ören köyünde okudum. Hedefimde Ortaokul ve Lise vardı. Daha sonra Üniversite ve Akademisyenlik bana nasip oldu. Yaşadığım süreçte; 1950’li yıllara kadar Jandarma ve Kolcu korkusunu yaşadık. Evimizde kendi yetiştirdiğimiz tütünü ve haşhaşı saklayamadık. İlkokuldayken 1950 Demokrat Parti’nin seçim zaferini yaşadım. Ortaokula başladığımda, ülkemde “bunlar ülkeyi batıracak” sloganlarını duydum. Sonunda 1960 ihtilalını, lise ikinci sınıfında okurken yaşadım.
Cumhuriyet ve Demokrasi güzel kavramlardı. Ancak ülkemin aydınları olarak kendisini görenler, bu kavramları halkın dışında aradı. Siyasi gelişmişlik birkaç liderin sloganlarına hapsedildi. Kısır döngüler başladı. Halkın beklediği farklı şeydi, siyasilerin beklediği farklı şey. 1960-1970 arası ülkemde henüz sosyal demokrasi kavramı bilinmiyordu. Popülist siyasiler ülkemi idare etmekten ziyade birbirleriyle uyuşmazlık yarışına girdiler. Sonunda 1971 muhtırası ile siyasi bir partinin ileri gelenine bağımsızlardan oluşan bir hükümet kurduruldu. Akademisyenliğe başlamamın ilk yılları, üniversitelerimin gençlerinin kavgalarıyla geçti. Kim bunları yönlendiriyordu? Bilinmiyor gibiydi. 
Fakat aslında yine aynı güç olduğu bir gerçekti. Sonunda 1980 beş komutanın darbesiyle tüm olaylar ve çatışmalar bir günde sonlandı. Bu darbenin yönü belliydi. Özellikte ülkemde filizlenen sol hedef seçildi. Sendikalar ve Üniversiteler geçmişteki olaylardan sorumlu tutuldu. Sendikalar kapatıldı. Mallarına el konuldu. Tüm siyasi partiler kapatıldı. Mallarına el konuldu. Siyasiler hapse atıldı. İdamlar, işkenceler, tutuklanmalar bu ülkenin acıları oldu. 
Üniversitelere öyle bir kanun yaptılar ki, hala ülkemin üniversiteleri bellerini doğrultamadı. Keza ülkem toplumuna öyle bir Anayasa kabul ettirildi ki bireyi devlete karşı değil, devleti bireye karşı güçlü kılıyor. Bir türlü de değiştirilemiyor. Temelde militarist yapıya meyilli olan halkım bu ihtilal ve darbelerin götürülerini hesaplayamadı. 1999 Genel seçimleriyle üç partinin koalisyon hükümeti kuruldu. Sanki bu üç partinin içinde Cumhurbaşkanı olacak adam yokmuş gibi, dışarıdan, hiçbir siyasi tarafı olmayan bir hukukçuyu bu defa Cumhurbaşkanı yaptılar. 
Sonuç? Devletin üst kademelerinde uyuşmazlık, çekişmeler, siyasi ihtiraslar ülkeme görülmedik ekonomik krizi getirdi. 2002 genel seçimleri, siyasi arenada bir başka oluşumu tercih etti. İktidar ne yaptıysa, Muhalefet onu AYM’ye  havale etti.  Sevgili okurlarım nereden nereye geldik. Düşünsenize Padişahın tek ve mutlak sahibi olduğu “ mülk kavramı “ üzerine kurulu Osmanlı toplumunun torunlarıyız. Bizim birinci vasfımız asker millet olmamızdır. İlk vasfı askerlik olan toplumların yeriyse tarihin hep tozlu sayfalarında saklıdır. 
Sevgili okurlarım, şimdi ne oldu da bu darbe operasyonları arka arkaya sıralanıyor? Eğer ülkemde 1960’lardan beri yapılan darbelerin hesabı sorulsaydı. Her on yılda bir TBMM kapatılmazdı. Mevcut Anayasa rafa kaldırılmazdı. Ülkem kapatılan siyasi parti mezarlığına dönmezdi. İnsanlarımıza işkence yapılıp, idam sehpaları kurulmazdı. Ülkemde atanmışlarla seçilmişlerin bu denli kuvvet ayrımcılığı yaşanmazdı. 
Daha doğrusu ülkem şimdi bir Avrupa Birliği ülkesi olurdu. Şu anda ülkemde herkes birbirinden korkuyor, birbirine güvenmiyor. Ülke genelinde komşu komşuya bile çat kapı gidemiyor. Son elli yıldır ülkenin koynunda siyasilerin oy almaları pahasına beslenen terör elebaşçıları, on beş temmuzda ülkeyi kana buladılar. 
İki yüz kırk bir vatan evladı şehit oldu ve binlerce gazi var. Bunun sorumluları iktidarıyla, muhalefetiyle siyasi otoritedir. Hala 1982’den beri ülkeyi karanlık bir dönemin anayasasına ve diğer yasalarına mahkûm eden siyasilerdir. Her seçim döneminde, yeni anayasa söylemiyle halktan oy isteyenler, sözlerinde durmadılar.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.