Türkiye’de var olan farklı toplumsal kesimler, birbirlerinin güçlenmesinden, iktidar sahibi olmasından endişeye ve korkuya kapılıyor. Türkiye’de bulunan korku üretme merkezleri, korkuları üreterek, pazarlayarak ve pompalayarak, kendi önemliliklerini sürdürmenin zeminini hazırlıyorlar.  
Bu korkulardan kaynaklanan bazı yasaklar, Türkiye’de korku siyasetinin bir aracı olarak kullanılıyor. Bu Kürt sorununda da böyledir. Alevi sorununda da böyledir. Azınlıklar sorununda da böyledir. Genel demokrasi ve insan hakları sorununda da böyledir. Bu mantıkla özgürlükler konusunda hiçbir şey yapamayacaksın, yasakların arkasına sığınacaksın. Bence özgürlüklerden korkmamalı, yasaklardan korkmalıyız. Türkiye, değişik kültürlerden, değişik inançlardan, değişik etnisitelerden oluşan bir ülkedir. Ülkede toplumun bu değişik kesimleri, birbirine çok fazla da güvenmiyor. Bunun göstergeleri son elli yıldır yaşanan bazı olaylardan da hepimiz tarafından biliniyor.            
Özgürlükler reddedilerek insan tanımlanamaz. Farklılıkların kökü kazınamaz. Tek tip insan, tek tip doğru, tek çözüm dayatmacılığı, insanı, toplumu, soluk alınan dünyayı belki bir süre yutar ama sindiremez, tüketemez. Katılıkları ve kutuplaşmaları diyaloglarla yumuşatan, uzlaştıran çoğulcu, özgürlükçü uzlaşmacı demokrasi bence en doğru çözümdür. 
Yaşamı çoklukla birlik temelinde ve yurttaşlık kodunda buluşturarak birlikte yaşama ve ulusal bütünlük iradesini sağlamlaştıran, özgürlükçü, uzlaşmacı demokrasidir.  Bu ise toplumsal barış demektir. Demokrasi yoksa çoğulculuk da yoktur. Çoğulculuk yoksa laiklik de yoktur. Demokrasi, çoğulculuk ve laiklikten birinin yokluğu; diğerlerinin de yok olma sürecine sokar. Birlikte yaşama iradesi yok olur. 
Toplum çözülür. Demokrasi hukukun üstünlüğünü de içeren kapsayıcı ve kavrayıcı bir üst kavramdır. Burada unutulmaması gereken, “Hukuk akıl bilimidir. Akıl ahlakın, ahlak faziletin, fazilet adaletin, adalet vicdanın varlığını yansıtır”. Demokraside iyi-kötü, doğru- yanlış ayrımını devlet değil, bireyler yapar. Görüşleri halkın değerlendirmesi hakkı, demokrasinin en vazgeçilmez güvencesidir. Demokrasilerde devletin görevi, toplumda karşıt görüşler ve inançlar nedeniyle oluşabilecek gerilimi giderme bahanesiyle çoğulculuğu ve özgürlükçülüğü yok etmek değil, tam tersine korumak ve toplumda hoşgörüyü sağlamaktır. 
Türkiye’de sıkça tekrarlanan askeri darbelerle, solcu ve sağcı kesimin birçoğu hukuklarını ve haklarını kaybettiler.  27 Mayıs 1960 ihtilali, 12 Mart 1972 askeri muhtırası, 12 Eylül 1980 askeri darbesi, 28 Şubat Post Modern darbesi ile TBMM’nin ve siyasi partilerin kapatılması, hükümetlerin devrilmesi, idamla, hapisler, işkenceler, siyasi yasaklar bu ülkede unutulmadı. Türkiye’de, hukuk diye diye, hukuk ve demokraside, özgürlük ve insan hakları sürekli katledildi. Yargısız infazlar, faili meçhul cinayetler, katliamlar bu ülkenin yakın tarihinin acıları olarak toplumun değişik kesimlerinin belleğinde canlılığını hala koruyor. Türkiye’nin yakın ve uzak tarihinde temel sorunların başında hukuksuzluk geliyor. Başta devlet kurumları olmak üzere, yargı, güvenlik kurumları dâhil birçok alanda yaşanan hukuk dışılık ülke insanını korkutuyor. 
Bilindiği gibi 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ürünü olan, “1982 Anayasası”, her ne kadar birçok dönemde, birçok maddeleri değiştiyse de, hukukçuların saptamasına göre “temelde bireyi devlete göre biçimlendiriyor ve sınırlandırıyor”. “Özgürlüklerin tabanını değil tavanını saptıyor”. “Bireyi baskılara karşı çaresiz bırakıyor”. Oysaki AB sürecini yaşayan Türkiye’de, devleti bireye göre biçimlendirecek ve sınırlandıracak bir Anayasaya gereksinim vardır. 
Ülkemizde 700 yıllık Osmanlı hanedanın toplumsal çöküntülerini, Cumhuriyetle birden bire yok etmek kolay olmamıştır. Atatürk cumhuriyetiyle toplumsal aydınlanma yolunda önemli adımlar atılmasına karşın, son 70 yıldır yönetim sorumluluğunu taşıyanlar geriye dönüşün özlemine yönelmeyi yeğlediler. Böylece de Cumhuriyetle ümmet toplumu olmaktan ve korkularından kurtulan insanımız, ne yazık ki korkularını tekrar yaşamaya başladı. 
Topluma korku salmakla toplumun daha kolay yönetileceğini var saydılar. 
Aslında “korkunun ecele faydası yok” denilen Anadolu’da bir deyim vardır. Korkuyu salan ve kendini egemen görenlerin saldıkları korku kendilerinin bir aczinin göstergesidir. Türkiye’de kısa dönemde kendilerine getirim yaratma ve köşe dönme işbirlikçileri, topluma korku salarak daha kolay yöneteceklerini sanmasınlar. Türkiye toplumu Cumhuriyetle birlikte aydınlanma ve laik yaşam tarzı sürecine girmiştir. 
Toplumun sırtından haksız kazanç elde edenler, hak ve emek düşmanları, işbirlikçiler, tuzu kuru laf ebeleri bu topraklarda uzun ömürlü yaşayamazlar. 
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.