Oldukça sıcak bir yaz yaşadık. Otobüs bekleme, ayakta gitme, itiş-kakış gibi olumsuzlukları gördükçe herkes gibi ben de sinirleniyordum. Esasen eğri büğrü giden veya hoşumuza gitmeyen olaylar karşısında herkes gibi ben de söyleniyordum.
Sosyal hayatta nasıl olabilir?
Bir büyüğümüzün tehdit dolu ifadelerle yüzüne bağırıyorsak gelecekte kendimize bağıracak birine zemin hazırlamış oluyoruz demektir. İpe sapa gelmez zanlarla bir kişi hakkında yanlış kanaate kapılmışsak o kişiyle aynı mekânda biraraya geldiğimizde soğuk davranmanızın onu üzebileceğini de göz ardı etmemeliyiz.
Bunları da düşünelim mi?
Okul durumunu söylemek istemiyorum ama yüksek tahsilli gençlerle konuşuyorum.
---Ermenistan ile Azerbaycan arasında bir Karabağ meselesi var. Karabağ tam olarak nerededir?
---Eski Yugoslavya’dan kopmuştur. Balkanlardadır. (Karadağ ile karıştırıyor herhalde) Bir başkası ise;
---Eski BDT üyesidir…
---Karabağ mı Karadağ mı?
---Abi burası bir yükseltili alan… dağ veya bağ fark etmiyor.
---Ermenilerle ne ilgisi var?
---Ermeniler her şeyden pay çıkarmaya çalışırlar…  İşte algı, işte değerlendirme!
Trafik Canavarı fıkrası
İki adam ölür ve cennetin kapısına gelirler. Cennetin kapısında sorgu meleği ve diğer görevliler beklemektedir. Sorgu meleği ilk adama sorar:
---Hayatta iken ne iş yapardın?
---İmamdım, ömrümü Allah yoluna verdim, her gün dua ettim, insanlara yardım ettim, harama el uzatmadım, vaazlar verdim.
--Çok iyi. İmam Efendiyi cennetin kıyısında bir yere yerleştirin.   İkinci adama sorar:
---Sen ne iş yapardın?
---İstanbul’da taksi şoförüydüm.
---Çok iyi, beyefendiyi de cennetin baş köşesine yerleştirin. İmam bunu duyunca öfkelenir:
---Olamaz! Bu işte bir yanlışlık olmalı. Nasıl oluyor da benim gibi ömrümü Allah’a adamış bir insana cennetin kıyısında bir yer gösterirken, bir taksi şoförünü baş köşeye yerleştiriyorsunuz?   Melek gülerek:
---Bak oğlum, sen vaaz verirken herkes uyuyordu, bu adam araba kullanırken herkes dua ediyordu!
Gözden sürmeyi çekmek
Kasımpaşa’daki Haliç Tersanesi’nde “göz” adı verilen özel bölmelerde “sürme” denilen keresteler istiflenerek, muhafaza edilirmiş. Bütün tedbirlere rağmen zaman zaman açıkgöz ve becerikli hırsızlar tarafından sürmeler gözlerinden çalınırmış. Günümüzde göz ve sürme kelimeleri bu anlamlarını yitirmiş olsalar da hâlâ “hırsızlıkta marifeti” ifade etmek için kullanılan deyim buradan gelmektedir.
Gözlüklü Bey
Ozalit, fotokopi çekimi, her türlü baskı ve kırtasiye satışı yapan ofisteyim. Şişe dibi gibi gözlüğü olan orta yaşlı bir bey içeri girdi.
---Burada fotokopi çekimi yapılan bir yer arıyorum.   Ofisin sahibi Sadi Bey atladı hemen:
---Şu karşı mağazanın yanında var öyle bir yer.
Bir anda şok olmuştum. Gülmek geldi içimden. Ya “şakacı” türünden bir şeyse? O zaman da bana gülebilirlerdi. İçeridekiler kıs kıs gülüyorlardı. Bey, dışarıya yönelmişti ki, millet kahkahayı bastı. Gürültüyü duyan bey geri dönmüş ve bu defa gözlüksüz gelmişti. O da gülüyordu; ama gülenlere…
Meğer tiyatrocuymuş.  Sonra oturduk epey bi’ zaman konuştuk. Değerli fikirleri vardı. Hep derlerdi ya, kimin ne olduğunu bilemezsin diye. Ne kadar doğruymuş. Oynanan tek kişilik bir tiyatroydu ve doğaçlama yapılmıştı.
Akciğer filmi
Bir başka sabah… Saat 08.45. Öğrenci kızlar ödevlerini hazırlamış, çıktı alacaklar. Yine bir tiyatro… İçeriye hırpani kılıklı, cahil görünümlü Doğu şivesiyle konuşan bir adamcağız girdi. Akciğer filmi çektirecek; ama renkli çekim istemişler.
---Renkli ciğer filmi çekirsiğiz?
---Çekiyoruz ama ertesi gün veriyoruz.
---Yoh babam, hemen veriysiğiz didilerdi banğa…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.