Memlûk Devleti’ne tarihe mâl olmuş konumunu kazandıran hükümdar Baybars olmuştu.  Sultan Baybars, devletin başına geçtiği zaman Memlûkler siyasal anlamda oldukça sıkıntılı bir durumdaydılar.  Moğollar, doğudan ve kuzeyden Memlûk memleketlerini baskı altına almışlardı. Suriye ve Filistin’de kalan Haçlı artıkları ile Ermeniler, Moğollarla işbirliği yapıyorlardı. Kutsal yerleri almak için, her zaman Haçlı seferleri bekleniyordu.
Bu tehditlerin ötesinde daha köklü ve büyük bir sorun olarak, Memlûkler etrafında ciddi bir meşruiyet tartışması devam ediyordu. Memlûk hükümdarlarına, Eyyûbiler’den iktidarı zorla almış hırsız gözüyle bakılıyordu. Eyyûbî ailesinden birisi çıkıp her zaman sultanlığını iddia edebilirdi. Bu devlet için ciddi bir kaygıydı. Daha da kötüsü Memlûkler bir boyun temsilcisi komutanları da boy beyi olmadığından Türk töresi uyarınca bir hanedan da ortaya çıkmıyordu. Bu da Memlûklerin yaşadığı çok daha ciddi bir meşruiyet sıkıntısıydı. Gerek Aybek gerekse Kutuz saltanatı boyunca bu tartışmaların gölgesinde hüküm sürmüşlerdi.  İşte Sultan Baybars giriştiği hamleler neticesinde bütün bu zor problemleri ortadan kaldırmıştı.
Bu bağlamda Baybars’ın attığı en önemli adım Abbasi halifeliğini kendi bünyesinde devam ettirecek bir organizasyona gitmesiydi. Bunun için, 1261 yılında Abbasi oğullarından Kahire’ye kaçan El - Mııstansır Billah Ebu’l - Kasım Ahmet’i Halife ilân etti. Böylece kendisini İslâm dünyasının lideri olarak tanıttı. Tuğrul Bey gibi dünya işleri ile din işlerini ayırdı, halifeler, din işleriyle uğraşacaklar, fakat sultana bağlı kalacaklardı. Böylece İslâm dünyasında ikinci kez, din işleri ile dünya işleri ayrılmış ve halifeler sultanların buyruğuna girmiş oluyordu. Halife de ilk iş olarak eski geleneklere uyarak, Baybars’ı Mısır’ın, Suriye’nin ve alacağı bütün memleketlerin hükümdarı ilân ederek, sultanın, hakkıyla devlet başkanı olduğunu cihana duyuruyordu. Böylece Memlûklerin yaşadığı meşruiyet sorunu kökünden çözülmüş oldu.
Baybars’ın bir diğer önemli hamlesi ise ağır vergileri kaldırmak oldu. Bununla birlikte Şiîler’e siyasi blokoaj uygulayarak Sünnî bir tabanı olan halka kendisini sevdirdi. Moğollar’ı defalarca kez yenen ülkesinden uzaklaşan ve Haçlı artıklarından kalan beyliklerin çoğunu kaldırdı. Ermeni Krallığını, yaptığı seferlerle ordularını yenerek, şehirlerini yakıp yıkarak, zararsız hale sokan Baybars bütün bu hamlelerin sonucunda korkulan, sevilen ve herkesçe önünde saygı ile eğinilen bir hükümdar oldu. Sultan Baybars zamanında halifelik Memlûklerin himayesinde bir güç olarak yeniden tesis edilmişti. Kahire’de el-Muta’sım’ın soyundan gelenlerin Memlûklü sultanlarının himayesinde 779/1397 tarihine kadar halife sıfatını kullandıkları görülmektedir .
Baybars Anadolu’da
Moğol istilası neticesinde hem Selçukluların bağımsızlıklarını kaybetmeleri hem de Bağdat’taki Abbasi halifeliğinin Moğollar tarafından hunharca katledilmesi neticesinde Memlûkler neredeyse tek bağımsız Müslüman devleti olma sıfatı ile Müslümanların hamiliğine soyunmuşlardı. Ayn-ı Câlût Zaferi ile de artık bütün Müslümanların umutla gözlerini diktiği bir güç haline gelmişlerdi. Bu çerçevede Türkiye Selçuklu devlet adamlarından bazıları Moğolların yaptıklarına dayanamayarak Baybars’tan yardım istediler. Baybars soydaşlarını Moğollar’dan kurtarmak için 1277 tarihinde Anadolu’ya geldi. Karşısına çıkan Moğol ve Selçuklu kuvvetlerini, Elbistan Savaşı’nda yendi. Oradan da Selçuklularının ikinci başkenti konumunda olan Kayseri’ye gitti. Orada da adına hutbe okuttu, bir hafta kendisini çağıranları bekledi, kimsenin gelmediğini görünce geri döndü.  Bu Baybars’ın son seferi olmuştu. Sefer dönüşü hastalanan Sultan Şam’da hastalandı ve 1277 tarihinde vefat etti.
Baybars, büyük bir devlet adamı, çok güçlü bir askerdi. Moğol ve Haçlı tehlikelerini önlemekle kalmamış, sınırlarını genişleterek ve sağlam bir şekilde örgütlendirerek imparatorluğun uzun bir süre yaşamasını garanti altına almıştı. Hecin develerinden ve posta güvercinlerinden faydalanarak yeni bir haberleşme örgütü kurdu. Bu araçlar sayesinde ülkesinde olup bitenleri en kısa zamanda haber aldı. Ordu’ya yeni bir düzen verdi. Orduyu devrinin modern araçları ile donatarak ve modern eğitim usulleri ile yetiştirerek çok güçlü, düzenli ve vurucu birlikler kurdu. İçte ve dışta çok iyi çalışan casusluk teşkilâtı kurarak, lehinde ya da aleyhinde olup bitenleri zamanında duyarak, gelecek her türlü tehlikeleri önledi.
Osmanlılar bir tarafa bırakılırsa Türkler içinde en düzenli yönetimi Memlûkler kurmuşlardı diyebiliriz.  Memlûkler, yönetimlerinin temellerini ise Büyük Selçuklular ve Moğollara yani töreye dayandırmaktaydılar. Bu mekanizmayı oluşturan da kuşkusuz Sultan Baybars olmuştu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.