Hülâgü’nün ölümünden sonra İlhanlı tahtına çıkan Abâkâ Han, giriştiği birkaç seferin başarısız olmasından sonra Memlûklerle iyi geçinmenin yollarını aramıştı.  Barış yapmak Baybars’ın da işine geliyordu bu durum neticesinde 1271 tarihinde İki sultan arasında antlaşma imzalanmıştı. Fakat bu antlaşma kalıcı ve uzun ömürlü olmayacaktı. Gücünü toparlayan Abâkâ Han bir müddet sonra tekrar Memlûklerin üzerine yürüyecekti. Netice alamasa da barış ortamını sonlandırmış oluyordu. İlhanlı-Memlûk ilişkileri bundan sonra hep rekabet ve çatışma koşulları gelişecekti.
Haçlılar ve Baybars
Akdeniz’de güçlü bir Müslüman devletin belirmesi Batılıları ziyadesi ile rahatsız ve tedirgin etti. Bu durum karşısında Batı kendince bazı tedbirler alma yoluna gitti. Baybars’ı daha fazla güçlenmeden ortadan kaldırma umudunu taşıyan Batılılar Baybars’a karşı harekete geçmişlerdi. Müslümanları kasıp kavuran Moğol ilerleyişi Batı’nın tabir caizse avuç ovuşturarak izlediği bir durumdu. Fakat Baybars’ın Moğollar karşısındaki başarısı Batı’nın tüm kurgularını alt üst etmişti. Baybars’ın Batı’da oluşturduğu korku ve kaygı Hristiyan dünya ile İlhanlılar arasında bir diplomatik yakınlaşma arayışını başlatmıştı. Böylelikle İlhanlı siyaset dünyası ile Batı Hristiyan dünyası arasında mektuplaşmalar dönemi başlayacaktı. Bu mektuplaşmalar Olcâytu Han dönemine kadar sürecekti. Batılıların yazdığı mektupların temel içeriği Kudüs’ün Hristiyan âlemine takdimi vaadiyle Memlûk sultanlarına karşı ittifak kurmak yönündeydi. Diplomatik temaslara dair ilk mektup,  Latince yazılmış ve Hülâgü’nün oğlu Abâka’nın elçilerince (1265-1282) Lyons Konseyine 1274’te sunulan rapordur. Bu belgeden öğrendiğine göre Moğollar 1260’daki seferlerinde Ürdün’e girdiklerinde Havari Elçileri ve Kudüs Krallığı Naib’i amaçlarını öğrenmek için elçiler göndermiştir. 1267’de yazılan bir mektubun metni bulunamasa bile IV. Clement’in yazdığı cevap üzerinden içeriği tahmin edilebilmektedir. Abâka, Papa’yı Anjou’lu Charles’ın Manfred ve Benevento’ya karşı galip gelmesinden dolayı tebrik etmekte, Batı güçlerinin üvey babası Michael Paleologus ile bir olup Memlûkleri Moğollar ile aralarında tuzağa düşürmelerini önermekte ve Hristiyan prenslerin Filistin’e giderken hangi yolu izleyeceklerini sormaktadır. Baybars karşısında oluşan Haçlı ittifakları en nihayetinde Baybars’ı da harekete geçirmiş ve Sultan Haçlılara karşı atağa geçmişti. Haçlıların kendisi hakkında gerek Moğollar ile gerekse kendi aralarında yoğun bir diplomasi içinde olduğunu gören Baybars Haçlılara hitaben bir mektup kaleme aldı ve Papa başta olmak üzere Avrupa’nın kritik adreslerine yolladı. Mektuptan çarpıcı bir pasaj ise şöyle idi: “Size bildirdiğimiz Tanrı’nın emirleridir. Bunları duyduğunuzda eğer bize itaat etmeyi arzu ederseniz elçilerinizi bize gönderin ki savaş mı yoksa barış mı istediğinizi bilelim. Yüce Tanrı kudreti ile güneşin doğduğu yerden battığı yere dek tüm dünyada huzur ve barış egemen olacak ve bizim yapmayı amaçladığımız şeyler aşikâr olacaktır. Tanrının emrini işitip anladığınız zaman dikkate almaya ve inanmaya meyletmeyip ‘Bizim yurdumuz uzak, dağlarımız ulu denizlerimiz uçsuz bucaksız’ diye düşünürseniz üstümüze bir ordu göndereceksinizdir. Biz ne yapabileceğimizi, bunu yapanın güçlü ya da zayıf, uzak ya da yakın oluşuna bakmaksızın ulu Tanrı’nın bildiği gibi biliyoruz. ”
Bunun ardından atağa geçen Sultan Baybars Doğu Akdeniz kıyılarında bulunan son Haçlı kırıntılarını da temizlemeye başladı. Kısa süre içinde Suriye ve Filistin bölgesi Haçlılardan temizlendi. Aynı şekilde Akdeniz’de Haçlı donanmalarının hakimiyeti de kırılmaya başladı. Memlûkler Baybars ile birlikte Akdeniz’in yeni belirleyici gücü haline geldiler. Bununla da yetinmeyen Baybars, ticaret yollarının kesiştiği ve Anadolu’nun Suriye’ye açılan kapısı olan Antakya’yı, 1268’de Haçlıların elinden alarak Anadolu’ya doğru sokulmuştu. Daha sonraki adımımda ise Ön Asya’da Haçlıların en büyük müttefiki olan Ermenilerin üzerine yürüyerek Klikya Ermenilerini ziyadesi ile sıkıştırmıştı. Onun bu hamlesi hem Haçlıların tüm beklentilerini sonlandırdı hem de Moğolları da tehdit eder hale geldi. Böylece Baybars Kılınçarslan ve Selahaddin’den sonra Haçlılara korku salan ve onların emellerine mani olan Batı dünyasının önünde saygı ile eğildiği hükümdarlar arasında yerini almıştı.
Bir Devlet Kurucusu Olarak Sultan Baybars
Tarihte güçlü devletlerin pek çoğunun bir resmi anlamda devletin siyasal faaliyetlerini başlatan bir kurucusu vardır. Bunun yanında bir de o devlete tarihteki ağırlığını kazandıran bu manada devletin kurumlarına ve misyonuna çeki düzen veren bir kurucusu vardır. Osmanlılarda ki Osman Gazi ve Fatih mukayesesi örneği Memlûklerde de Sultan Baybars ile Aybek arasında görülmektedir. (DEVAM EDECEK)
(((
lûk Devleti’ne tarihe mâl olmuş konumunu kazandıran hükümdar Baybars olmuştu.  Sultan Baybars, devletin başına geçtiği zaman Memlûkler siyasal anlamda oldukça sıkıntılı bir durumdaydılar.  Moğollar, doğudan ve kuzeyden Memlûk memleketlerini baskı altına almışlardı. Suriye ve Filistin’de kalan Haçlı artıkları ile Ermeniler, Moğollarla işbirliği yapıyorlardı. Kutsal yerleri almak için, her zaman Haçlı seferleri bekleniyordu.
Bu tehditlerin ötesinde daha köklü ve büyük bir sorun olarak, Memlûkler etrafında ciddi bir meşruiyet tartışması devam ediyordu. Memlûk hükümdarlarına, Eyyûbiler’den iktidarı zorla almış hırsız gözüyle bakılıyordu. Eyyûbî ailesinden birisi çıkıp her zaman sultanlığını iddia edebilirdi. Bu devlet için ciddi bir kaygıydı. Daha da kötüsü Memlûkler bir boyun temsilcisi komutanları da boy beyi olmadığından Türk töresi uyarınca bir hanedan da ortaya çıkmıyordu. Bu da Memlûklerin yaşadığı çok daha ciddi bir meşruiyet sıkıntısıydı. Gerek Aybek gerekse Kutuz saltanatı boyunca bu tartışmaların gölgesinde hüküm sürmüşlerdi.  İşte Sultan Baybars giriştiği hamleler neticesinde bütün bu zor problemleri ortadan kaldırmıştı.
Bu bağlamda Baybars’ın attığı en önemli adım Abbasi halifeliğini kendi bünyesinde devam ettirecek bir organizasyona gitmesiydi. Bunun için, 1261 yılında Abbasi oğullarından Kahire’ye kaçan El - Mııstansır Billah Ebu’l - Kasım Ahmet’i Halife ilân etti. Böylece kendisini İslâm dünyasının lideri olarak tanıttı. Tuğrul Bey gibi dünya işleri ile din işlerini ayırdı, halifeler, din işleriyle uğraşacaklar, fakat sultana bağlı kalacaklardı. Böylece İslâm dünyasında ikinci kez, din işleri ile dünya işleri ayrılmış ve halifeler sultanların buyruğuna girmiş oluyordu. Halife de ilk iş olarak eski geleneklere uyarak, Baybars’ı Mısır’ın, Suriye’nin ve alacağı bütün memleketlerin hükümdarı ilân ederek, sultanın, hakkıyla devlet başkanı olduğunu cihana duyuruyordu. Böylece Memlûklerin yaşadığı meşruiyet sorunu kökünden çözülmüş oldu.
Baybars’ın bir diğer önemli hamlesi ise ağır vergileri kaldırmak oldu. Bununla birlikte Şiîler’e siyasi blokoaj uygulayarak Sünnî bir tabanı olan halka kendisini sevdirdi. Moğollar’ı defalarca kez yenen ülkesinden uzaklaşan ve Haçlı artıklarından kalan beyliklerin çoğunu kaldırdı. Ermeni Krallığını, yaptığı seferlerle ordularını yenerek, şehirlerini yakıp yıkarak, zararsız hale sokan Baybars bütün bu hamlelerin sonucunda korkulan, sevilen ve herkesçe önünde saygı ile eğinilen bir hükümdar oldu. Sultan Baybars zamanında halifelik Memlûklerin himayesinde bir güç olarak yeniden tesis edilmişti. Kahire’de el-Muta’sım’ın soyundan gelenlerin Memlûklü sultanlarının himayesinde 779/1397 tarihine kadar halife sıfatını kullandıkları görülmektedir .
Baybars Anadolu’da
Moğol istilası neticesinde hem Selçukluların bağımsızlıklarını kaybetmeleri hem de Bağdat’taki Abbasi halifeliğinin Moğollar tarafından hunharca katledilmesi neticesinde Memlûkler neredeyse tek bağımsız Müslüman devleti olma sıfatı ile Müslümanların hamiliğine soyunmuşlardı. Ayn-ı Câlût Zaferi ile de artık bütün Müslümanların umutla gözlerini diktiği bir güç haline gelmişlerdi. Bu çerçevede Türkiye Selçuklu devlet adamlarından bazıları Moğolların yaptıklarına dayanamayarak Baybars’tan yardım istediler. Baybars soydaşlarını Moğollar’dan kurtarmak için 1277 tarihinde Anadolu’ya geldi. Karşısına çıkan Moğol ve Selçuklu kuvvetlerini, Elbistan Savaşı’nda yendi. Oradan da Selçuklularının ikinci başkenti konumunda olan Kayseri’ye gitti. Orada da adına hutbe okuttu, bir hafta kendisini çağıranları bekledi, kimsenin gelmediğini görünce geri döndü.  Bu Baybars’ın son seferi olmuştu. Sefer dönüşü hastalanan Sultan Şam’da hastalandı ve 1277 tarihinde vefat etti.
Baybars, büyük bir devlet adamı, çok güçlü bir askerdi. Moğol ve Haçlı tehlikelerini önlemekle kalmamış, sınırlarını genişleterek ve sağlam bir şekilde örgütlendirerek imparatorluğun uzun bir süre yaşamasını garanti altına almıştı. Hecin develerinden ve posta güvercinlerinden faydalanarak yeni bir haberleşme örgütü kurdu. Bu araçlar sayesinde ülkesinde olup bitenleri en kısa zamanda haber aldı. Ordu’ya yeni bir düzen verdi. Orduyu devrinin modern araçları ile donatarak ve modern eğitim usulleri ile yetiştirerek çok güçlü, düzenli ve vurucu birlikler kurdu. İçte ve dışta çok iyi çalışan casusluk teşkilâtı kurarak, lehinde ya da aleyhinde olup bitenleri zamanında duyarak, gelecek her türlü tehlikeleri önledi.
Osmanlılar bir tarafa bırakılırsa Türkler içinde en düzenli yönetimi Memlûkler kurmuşlardı diyebiliriz.  Memlûkler, yönetimlerinin temellerini ise Büyük Selçuklular ve Moğollara yani töreye dayandırmaktaydılar. Bu mekanizmayı oluşturan da kuşkusuz Sultan Baybars olmuştu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.