Öztrak gündemi değerlendirdi
banner57

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak düzenlediği basın toplantısında şunları kaydetti; '

Hukuksuzluk, kural tanımazlık, öngörüsüzlük, plansızlık, tek bir kişinin ağır vesayeti, yönetimde keyfilik, savrulma, kurumsal çöküş, tüm bunlar yaşadığımız felaketlerin yıkıcı etkilerini arttırıyor. Devlet yönetimindeki kriz gün geliyor canımızı alıyor, gün geliyor malımıza çöküyor, gün geliyor geleceğimizi çalıyor, gün geliyor devletimizin namusu olan sınırlarımızı tehdit ediyor. 

ÖLEN ÖLDÜĞÜYLE, YANAN YANDIĞIYLA KALDI

Gören gözler, hisseden kalpler için apaçık deliller ortada. Son bir ayda yaşadıklarımıza bir bakın. Bir yanda kendi şatafatı ve sözde itibarı için 13 uçaklık filo kuran, diğer yanda ülkesinin güzelim ormanları için devlete tek bir yangın söndürme uçağı bile almayan, himayesindeki Türk Hava Kurumunun Ateş Kuşlarını hangarlarda çürüten bir kibir abidesi var. Sonuç; 20 yılda yanan kadar ormanımız iki haftada yanıyor. 8 yurttaşımız alevlerde can verdi. Yunanistan’da da orman yangını oldu. Yangın helikopterini hazır edemeyen komutan, yangınlara zamanında müdahale edemeyen Bakan Yardımcısı çıktı istifa etti. Yetmedi Yunan Başbakanı Yunan halkından zararları engelleyemediği için özür diledi. Erdoğan ve hükümeti geçtik özür dilemeyi bir yana, “yangınla mücadelede en başarılı biziz” diye caka satarken diğer yanda 10 parmaklarında 10 kara suçlamadıkları kimseyi bırakmadılar. Kayıplarımızdan dolayı ne Erdoğan’ın, ne de hükümetinin yüzü kızardı. Ölen öldüğüyle, yanan yandığıyla kaldı. 

HAVAYA BAKIP ISLIK ÇALIYORLAR

Erdoğan ve onun temsil ettiği zihniyet 25 yıl İstanbul yönetti, 19 yıldır da Türkiye’yi yönetiyor. Bu zihniyetin temsil ettiği rant ve talan hırsı İstanbul’a ihanet etti. Karadeniz’de dere yataklarında sel olup onlarca vatandaşımızı yuttu. Yurttaşlarımızın cansız bedenleri tomrukların arasından toplandı. Onlarca yurttaşımız hala ortada yok kayıp. O çok katlı binaları dere yataklarına kim inşa ettirdi, o binalara kim izin verdi, o tomruk depolarını dere yatağına kim yaptırdı diye soruyoruz 19 yıldır ülkeyi yönetenler buna cevap vermiyorlar. Havaya bakıyorlar ıslık çalıyorlar. 

DERE YATAĞIYLA KİM OYNADI

Erdoğan, “Sen, ben bizim oğlan” topladığı besleme kalemlerin çanak sorularına, önceden hazırlanıp, arkaya asılmış cevapları okuyor. Cevaplarda şöyle; “Dere yatağıyla oynamışlar” diyor. Kim oynamış? Bu ülkede hükümet kim? Bu memleketi kim yönetiyor? Beyefendi kimi, kime şikâyet ediyorsunuz? Dere yatağıyla kim oynadı? Buna kim göz yumdu? Dere yatağıyla oynayanlara ne yapacaksınız? Sorumluları yargıya teslim edecek misiniz? Elbette hiçbir şey yapmayacaksınız. Ölen öldüğüyle, kalan da acısıyla kalacak. “Öfke ve kibir, aklı zail edermiş.” İş ABD Başkanıyla görüşmeye gelince, “İlla Dışişleri yetkilisinin olması mı lazım? Ben var mıyım orada, Dışişleri kime bağlı, bana bağlı” diye afra tafra yapacaksın. Ama iş, ormanlardaki yangınları söndüremeye gelince, “İtfaiyeleriniz neredeydi?” diyerek, Belediyelerimizden, Cumhuriyet Halk Partili Belediyelerden hesap sormaya kalkacaksın. Sel felaketine uğrayan yerlerde de “Dere yatağıyla oynamışlar” diyerek havaya bakacaksın. 

SİZ ÇAY PAKETİ ATARKEN BİZ YANGINA SU ATIYORDUK

Beyefendi siz milletin üstüne çay paketi atarken, bizim belediyelerimiz, Genel Başkanımızın direktifleriyle yangına su atıyordu. İstanbul’dan, Ankara’dan, Tekirdağ’dan, Mersin’den, Adana’dan yurdun dört bir yanından gelen tüm belediyelerimiz, Antalya’ya, Muğla’ya yanan ormanlar için yardıma koştu. 267 tane araç 792 personelle yangın söndürmeye destek verdi. Felaketzedelere; içme suyu, gıda, hayvan yemi, çocuk maması, mobil mutfak TIR’ları, beyaz eşya, ev eşyası, kıyafet ve çeşitli malzemeler gönderdiler. Yine belediyelerimiz aynı şekilde, sel felaketinin yaralarını sarmak için de canla başla çalıştılar. Sel bölgelerine; 335 araç, 518 personel desteği gönderdiler. 45 TIR içme suyunu, 20 bin gıda kolisini, 2 mutfak TIR’ını, 8 TIR temizlik malzemesini, binlerce kıyafet ve çeşitli malzemeyi felaketzedelere ulaştırdılar. 

İNSAF İMANIN YARISI

Ama anlaşılıyor ki Erdoğan’da, “Ne hakikatleri tasdik edecek bir kalp, ne de ikrar edecek bir dil kalmış.” Biz bunlar için bir teşekkür beklemiyoruz. Fakat beyefendi teşekkür edeceğine, suçluyor, hakaret ediyor. Ne demiş atalarımız; “İnsaf imanın yarısıdır.” Biliriz insafını kaybeden, kolay kolay iflah olmaz. Ama olsun varsın, Erdoğan bilmezse, milletimiz bilir. Milletimiz herkesin ne yaptığını görür. Beceriksizleri, liyakatsizleri, kendilerine hizmet etmeyenleri yerli yerine oturtmak için, sabırsızlıkla bekleyen milletimiz cevabını da sandıkta Erdoğan’a verir. 

TÜRKİYE 13. CUMHURBAŞKANIYLA BİRLİK OLACAK

Bahta sormuşlar… “Kuş olsan nereye konarsın?” diye. O da “birliğin ve dirliğin olduğu yere” demiş. Milletimizin bahtını karartan, millet selde cenazesini ararken, cami avlusundan, milletimizi “siz, biz” diye parçalayan Erdoğan, şimdi çıkmış, “Biz ne zaman birlik olacağız?” diye soruyor. Cevap çok basit… Türkiye’nin varlığını ve birliğini temsil edecek, tarafsızlık yeminine sadık kalacak, 84 milyonu kucaklayacak, öfke ve nefretle değil, herkesle sevgi ve nezaket diliyle konuşacak, 13. Cumhurbaşkanımızı seçtiğimiz zaman! Merak etmesin. Allah’ın izniyle, milletimizin teveccühüyle, birlik ve dirliğimizin sağlanacağı, milletimizin bahtının açılacağı, o günlere az kaldı. 

PABUCUN PAHALI OLDUĞUNU ANLAMAYA YENİ BAŞLADI

Atalarımız, “Arsız güçlü olunca, haklıyı suçlu çıkarmaya çalışır” demiş. Ne yazık ki bu sözü bugünlerde sık sık tekrarlamak zorunda kalıyorum. Bu ülkede, “128 Milyar dolar nerede” diye pankart asmak suç olmuştu. Şimdi de, “Sınır namustur” diye pankart asmak suç oldu. Ama kafa koparan, kadınları köleleştiren, hukukumuza göre hala terörist olan, Taliban’a yağcılık yapmak suç değil… Aylardır genç Afgan erkeklerinden oluşan taburlar, son derece düzenli, son derece organize bir şekilde, akın akın ülkemize geliyor. Milletimiz sesini yükseltene, Genel Başkanımız bu işgale sert tepki gösterene kadar, Erdoğan bu organize işgal girişiminde son derece sessizdi. Beyefendi şimdi yavaş yavaş, pabucun pahalı olduğunu anlamaya başladı. 

BEL KIRAN ÇARK

Birkaç gün önce, “Finansı iyi yönettiğimiz için, mültecileri almaya devam edeceğiz” derken, dün bu sefer çıktı, “Türkiye’nin Avrupa’nın mülteci ambarı olmak gibi, bir görevi, sorumluluğu, mecburiyeti yoktur” deyiverdi. Yani bel kıran çark bu değildir de ne denir, nedir? Geçmiş olsun! Adama “Badel harabül Basra” derler. Yani milyonlarca sığınmacı ülkemize geldikten sonra, Basra harap olduktan sonra… Bir de dün çıkmış, “Düzensiz göçmenlerin huzursuzluk yarattığının farkındayız” diyor. Akşam yemeğinden sonra günaydın… Siz bu insanların akın akın ülkemize gelmemesi için gelenlerin huzursuzluk yaratmaması için ne yaptınız? Siz tüm meselelerde olduğu gibi sığınmacı meselesini de yönetemediniz. Tabi o zamanda huzursuzluk çıkar. 

AVRUPA TÜRKİYE’Yİ MÜLTECİ AMBARI OLARAK KULLANIYOR

Türkiye Erdoğan Hükümetlerinin yanlış hesap ve politikaları sayesinde dünya üzerinde, en fazla sığınmacı ve göçmene ev sahipliği yapan ülke oldu. 2016’da; 6 milyar Avro karşılığında, Türkiye’yi Avrupa’nın göçmen ve mülteci gettosu yapmak için, Avrupa Birliği’yle el sıkışan; bizim Genel Başkanımız değildi, CHP de değildi, sizdiniz siz Sayın Erdoğan! Şimdi bazı Alman milletvekilleri, “Parayı biz verdik” diyerek, bu meselelerde, sosyal medyadan ahkâm kesip, rahat rahat küstahlık yapabiliyor… Ama nedense hükümetin gıkı çıkmıyor… Çünkü parayı veren, gerçekten düdüğü çalıyor… Avrupa, Türkiye’yi bir mülteci ambarı gibi kullanıyor. Hükümetin yaptığı gibi sığınmacıları, mültecileri kontrolsüz şekilde almıyor. İlkin ekonomisinin, sosyal dengelerinin kaç mülteciyi taşıyabileceğine karar veriyor. “Benim vatandaşlarımın güvenliği ve rahatlığı önceliklidir” diyor. Alacaklarına sıkı bir güvenlik kontrolü uyguluyor. Terör, uyuşturucu gibi güvenlik sorunu olanları hiç almıyor. Avrupa’ya uyum sağlayamayacakları da almıyor. Avrupa, meslek sahibi olanları, parası olanları, uyum sağlayacakları seçiyor, kalanları da bize yani Türkiye’ye bırakıyor. 

GÜNÜN SONUNDA, LAF KARIN DOYURMUYOR

Avrupa bunları yaparken, Erdoğan son on yılda ne yaptı? Sınırlarımızı sonuna kadar açtı. Suriye’ye açık kapı politikası uyguladı. Gelenleri şehirlerimize sahipsiz bir şekilde gönderdi. Şehirlerimizde Suriyeli gettoları oluştu. Gelenler patronlar için ucuz işgücü, mafya ve çeteler için insan kaynağı, terör örgütleri için eleman deposu oldu. Erdoğan sığınmacılar ile bu ülkenin yurttaşlarını ucuz işçilikte ve yoksullukta eşitledi. Tüm bunların üzerini de “ümmet kardeşliği”, “Muhacir-Ensar” laflarıyla örtmeye çalıştı. Ama günün sonunda, bu lafların milletin karnının doyurmadığını gördü. Şimdi çıkmış, “Türkiye’ye sosyal uyum sağlayamayan Suriyelileri, kendi ülkelerindeki iyileşmeye paralel şekilde, evlerine döndürmeye yardımcı olmak da, sorumluluğumuzun bir gereğidir” diyor. Çarkın bu kadarına da pes.'

Haber Merkezi

Anahtar Kelimeler:
Faik öztrak
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.