Yurt dışına ilk defa Harp Okulu yıllarımda çıkacaktım, olmadı. İkinci çıkma durumu 12 Eylül darbesi nedeniyle gerçekleşmedi. Şans, 1993 yılında üçüncü kez kapımı çalmıştı. Oldukça kaygılıydım, bu sefer de gerçekleşmezse diye…
Resmi heyet olarak Portekiz’e gidecektik. THY ile Paris’e oradan da Portekiz Havayolları ile Lizbon’a uçacaktık. Paris’e indikten sonra Lizbon uçağının hareketine kadar beş saat beklememiz gerekiyordu. Bu sürenin bir bölümünü Paris’in merkezini gezerek geçirmeye karar vermiştik.
İlk defa bir geziye hazırlıksız çıkmak
Aniden gelişen böyle bir durumu ilk defa yaşıyordum. Bir şehri gezmeden önce hazırlık yapmaya son derece dikkat eden ben, kültüre, muharebelere, edebiyat ve sanata damgasını vurmuş Paris gibi bir şehri hazırlıksız gezecektim. Hemen düşünmeye başladım, ben bu şehir hakkında neleri ne kadar biliyorum diye…
Ortaokul ve lise yıllarımda ülkeler coğrafyası okumuş, temel bilgileri almıştım. Tarih derslerinde Osmanlı-Fransız ilişkilerinden, sanat tarihi derslerinde Fransız sanatçıların isimlerinden ve eserlerinden hatırladıklarım oluyordu.
Paris’ten Sirkeci’ye ayakkabı, parfüm, şarap, züccaciye ve kumaş taşırken İstanbul’dan Paris’e pamuk, deri, baharat ve susam götüren “Orient Express”i, bununla ilgili kitap ve filmleri hatırlamıştım. Fransız ressamlar Gros, Gericault, Edouard Manet ve Claude Monet gibi isimler gelmişti aklıma.
Champs-Elysees, Eiffel Kulesi, Notre Dame Katedrali, Sen Nehri, yapımları Napolyon zamanında başlatılan uzun bulvarlar, görkemli binalar, büyük parklar, Louvre Müzesi ve bazı ünlü yapılar…
Ne kadar gezebilecektik
Paris, Fransa’nın başkenti olup Seine Nehri ile anılır. Tüm dünyada anıtları, sanatsal ve kültürel yaşamı ile tanınmıştır. Dünya tarihinde önemli bir şehir olmakla birlikte Paris, başlıca ekonomik ve politik merkezler arasında yer almaktadır.
Uluslarası taşımacılığın geçiş noktalarından birini oluşturan şehir, moda ve lüks dünyasının da başkentidir. “Işık Şehir” (Ville de Lumière) diye de anılmaktadır.
Bütün bunlar tamam da elimizdeki süre beş saat kadardı. İki saat öncesiyle de havaalanında olmamız gerektiğine göre üç saatte neleri görebilir, ne kadar gezebilirdik?
Paris deyince akla ilk gelen
Süremizin kısa olduğunu havaalanına dönüş yolunun da zamanımızdan alacağını düşünerek merkezdeki birkaç yeri görmeye karar verdik. Champs-Elysees, Eiffel Kulesi, Notre Dame Katedrali, Sen Nehri… Ah, evimdeki kitaplarım! İlk defa sizlerden ayrı düşmenin acısını yaşayacağım.
Avenue des Champs-Élysées (Şanzelize Caddesi veya Bulvarı), eskiden büyük bir tarla alanıymış. 1616 yılında Marie De Médisis bu alanı kenarı bol ağaçlı uzun bir cadde yapmaya karar vermiş. 1667 yılında peyzaj mimarı André Le Nôtre, Tuileries Parkı’nı modernleştirerek bu uzun caddeye katmış.
Cadde, 17’nci yy’da sade bir gezinti yeriyken 1709 yılında Avenue des Champs-Élysées (Şanzelize Caddesi) adını almış. Bu ismin Yunan mitolojisinde cennet olarak gösterilen Elysion ovalarından esinlenilerek alındığı söylenmektedir.
18’inci yy’ın ortalarından sonra diğer caddelerle birlikte Sen Nehri’ne kadar uzatılmış. 1828’de Paris Belediyesi bulvarın onarımını üstlenmiş ve kaldırım ilâve etmiş.
1838’de yaya kaldırımına sokak lambaları konulmuş. Halen de o zamanki sokak lambalarının bulunduğu söylenmektedir. II. Dünya Savaşı sırasında 26 Ağustos 1944 tarihinde Paris, Müttefiklerin eline geçmiş; ama sonra yine Alman işgalinden kurtarılmıştır.
Avenue des Champs-Élysées, Paris’in en ünlü ve en güzel caddesidir. Paris şehir planını incelediğimizde şehrin kuzey batısında, 8. Bölgede bulunmaktadır.
Luksor dikilitaşının bulunduğu Concorde Meydanı’ndan başlıyor ve Arc de Triomphe anıtının bulunduğu Charles de Gaulle Meydanı’nda bitiyor. Yaklaşık 2 km’lik bir uzunluğu olmasına rağmen 60-70 m. genişliğiyle dikkat çekicidir. Bulvarın üst kısmında ise lüks butikler, sinemalar, Lido Kabaresi, tiyatrolar (Théâtre des Champs-Élysées), restorantlar ve ünlü kafeler bulunmaktadır. 1994 yılında Paris Belediye Başkanı Jacques Chirac’ın Şanzelize ile ilgili bir yenileştirme projesinden söz ediliyordu.
Ben de kendimle ilgili bir şeyden söz edeyim yeri gelmişken… Paris’ten sonra Avrupa’da birçok ülkenin şehrini de görmüştüm. Bu ülkelere gitmeden önce o ülkenin dilindeki günlük kullanımdan 20-25 cümleyi ezberliyor ve kişilere kendi diliyle hitap ediyordum. Bu dillerin içinde telâffuzunda en çok sıkıntı çektiğim dil Fransızca olmuştu. Kibarlığın ve estetiğin en güzel olduğu yerin de Paris olduğunu söylemem gerekir. Moda takip ettiğim konular arasında olmasına rağmen ilk gezimde parfüm ve kravat çeşitleri ve Fransız şarap şişelerine daha çok ilgi duyduğumu söyleyebilirim.     (Devam edecek)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.