Belli davranış kalıplarının ve ruhsal eğilimlerin ortaya çıkmasında genlerin büyük payı olduğu söyleniyor. 
Kimi insanların bıkmadan eşlerini aldatmasının ve tek eşliliği doğalarına uygun bulmamasının sorumlusu olarak çapkınlık genini görüyor bilim adamları. Hunharca insan öldürmüş kimi mahkumlar üzerinde yapılan araştırmalar da göstermiş ki onların hemen hemen hepsi şiddet geni taşıyor. 
Aynı şekilde tanımlamış melankoli, mutsuzluk, dağınıklık ve hatta internet bağımlılığı gibi genler de var. Hal böyleyken özgür irade kavramı büyük yara alıyor ve davranışların belirleyicisi olarak genler ön plana çıkıyor. Bununla birlikte yetiştirmenin de karakterlerimizin, beğenilerimizin falan oluşmasında büyük payı var. 
Özgür irade aleyhine bir durum daha yani. Bunlar bir yana evrenin mevcut işleyişi kendi başına özgür irade kavramını çöpe atıyor aslında. Evrende her olayın ve durumun bir sebebi var. Mevcut her olay ve durumun gerçekleşme sebebi geçmişte gerçekleşmiş olaylar silsilesidir. 
Bu elbette geleceğin her türlü önceden belirlenmesinin kapısını açar, evrenin başlangıç koşulları evrenin sonuna kadar yaşanacakların hepsini de belirlemiş olur. Her şey evrenin başlangıç koşullarında belirliyse bu durumda davranışlarımızdan biz sorumlu değiliz. Benim bu cümleleri yazmam da, bir kişinin adam öldürmesi de milyarlarca yıldır süregelen “neden-sonuç” zincirinin bir parçası! 
Tüm koşturmaların, alınan kararların, yaşanan aşkların, pişmanlıkların, atılan her adımın falan zorunluluktan doğduğunu düşünmek elbette insanın midesini bulandırıyor. Belirsizlik teorisi biraz olsun imdadımıza yetişiyor. 
Evrende hareketi belirlenemeyecek bir şeylerin olduğunu söylüyor. Bir atom altı parçacığın konumun ve hızının aynı anda belirlenememesi. (Ama belirsizlik ilkesinin de Einstein gibi tanrının zar atamayacağını düşünen felsefeciler ve bilim adamları tarafından hep saldırı altında olduğunu ve sağlam savlarla kimi zaman kuantumcuları köşeye sıkıştırdıklarını da belirteyim) Ya Tanrı? 
Tanrıyı bu özgür irade tartışmalarının neresine koymalı? Tanrının sonsuz bilgi sahibi olduğu düşünülürse bu da davranışlarımızın zorunluluktan gerçekleştiği şıkkını tekrardan yaratıyor. Misal tanrı benim bu yazıyı yazacağımı biliyorsa benim başka bir şey yapma lüksüm yok demektir. Benim onun bilgisi dahilindeki bu hareketimden vazgeçme özgürlüğümün olduğunu düşünmek ise Tanrının sonsuz bilgisini yaralar, onun da yanılabileceği şıkkını doğurur. 
Tanrı paradoksların en güzelidir. (Buraya kadar okuyan olduysa öncelikle onu tebrik ediyorum) Gördüğünüz üzere özgür irade büyük çıkmazları içinde barındıran bir mesele. Yıllardır yapılan tartışmalarla da bir sonuca varılmış değil. İnsanın bu konulara kafa yorması, bu konuları irdelemesi gerektiği de ortada. Çünkü inançları, felsefi görüşleri doğrudan etkileyen, belirleyen bir mesele. Tabi özgür irade yoksa tüm bu sorgulamaların bir anlamı yok, zincirinin kaçınılmaz parçası olmaya devam.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.