Bu hafta okuduğum kitapların içinde sizlere Mermi Uygur’un “Yaşama Felsefesi”, isimli (Baskı: 4, Yıl: 1993) kitabını tavsiye ediyorum. Kendisi bir felsefe profesörü… Hayata bakışı çok farklı. Günün hengâmesi arasında kendinize fırsat yaratıp bu kitabı okuyunuz. Sizlere bazı satırlarını aktarıyorum:

Kimi durup dururken çakıverir, yakar, aydınlatır.

Kimi parlarken söner, iz bile bırakmaz. (s: 14)

 

Düşünce ekonomisi: Az çabayla çok bilmek (s: 18)

Akıllı, daha az akıllıdan daha çok akıllıysa aptal, kendinden daha aptaldan daha mı az aptaldır (s: 26)

Aklı delicesine övmektense deliliği akıllı akıllı göklere çıkarmak yeğdir. (s: 26)

Dalda, toprakta, yelde kokuda, kuşta böcekte bir telâş, bir telâş… (s: 30)

Yeni bir ışık yakmak zorunda olmadığımıza inanabiliriz. Yine de zorundaymışız gibi davranmamız gerekir (s: 26)

Kırk hadım nasıl bir erkeğin yerini tutmazsa, kırk düzmece dost da tek bir gerçek dostun yerini tutmaz. (s: 35)

Caneriği, çağla, badem, kiraz, dut, çilek… şeftali, mısır, kavun, karpuz, ceviz, incir, üzüm, kestane… Erikle başlar, kestaneyle sona erer sıcak günler. (s: 47)

Öğrenme, yanlışların yardımıyla yetişmektir… Kendi kendisinin efendisi olmak isteyen, bu isteğin birlikte getirebileceği yanılmalara göğüs germek zorundadır.

Tarihe ilgi duyanlar için de Yrd. Doç. Dr. Sezai Sevim’in “Kapan Hanları” başlıklı yazısını salık vermek isterim. Kitaptan alıntılar:

Kapan Hanları

Osmanlı döneminde başta İstanbul olmak üzere ticaret pazarlarına sahip şehirlerde, (Sivrihisar’da) özellikle zahire türünden ihtiyaç maddelerinin alınıp satıldığı toptancı halleri, mal çardakları ve borsalar olarak gözde yer tutmuştu.

“… Kapan kelimesi sözlüklerde ‘büyük terazi, kantar’ anlamında açıklanmaktadır. Latince “campana”dan Farsça’ya buradan kab-ban (kab tutan, kab ile uğraşan) şekliyle Arapça’ya geçtiği, Türkçe’ye ise “kapan” olarak girdiği düşünülmektedir. Mısır’da kantar kullanan kimseye ‘’kabbani’’, alım satım mukavelelerine nezaret eden kurumada ‘’Divanü-l kabbani’’ denirdi.

Kapanların en ünlüleri

İstanbul’a gelen yiyecek ve ihtiyaç maddelerinin, ekspertiz, ölçüm, fiyatlandırma ve dağıtım işlemlerinin yapıldığı kapanlar, Haliç girişinde ayrı birer iş ve ticaret merkezi konumundaydı. Bunların en büyükleri “Yağkapanı, Balkapanı, Unkapanı”dır. Bu hanlar, içinde satılan malların adlarıyla anılmaktaydı. Böylece büyük tartı aletinin adı olmaktan çıkıp günümüz toptancı hallerine veya zahire borsalarına benzeyen yerlerin adı olmuştur.

Anadolu Selçukluları döneminde de görülen kapan sistemi, Osmanlı döneminde ticarete elverişli kıyı bölgelerinin, özellikle de İstanbul’un alınmasından sonra daha da gelişti. 19’uncu yüzyılda iltizam yönteminin kapan vergileri için de öngörülmesi sonucunda kapanlarda bozulma başladı.

Tanzimat döneminde İstanbul kapanlarının tümü Şehre­maneti (İstanbul Belediyesi) hizmetleri kapsamına alındı. Bir süre sonra da bu geleneksel düzen yerini Batı’daki hal ve borsa sistemlerine bıraktı.

Ortaya çıkış süreci, işlevleri

Anadolu Selçuklu Devleti’nin gücü zafiyete uğramaya başlayınca Osmanlılar, bağımsızlık peşinde fetihlere ağırlık verdiler. Kısa sürede kuvvetli bir devlet ortaya çıktı. Fetihler toprak kazanmaya yarıyor ve devlet toprakları genişliyordu; ama devlet demek sadece toprak demek değildi.

Osman Gazi ve sonraki Beyler “yaptıklarının kuru cihangirlik kavgası olmadığını” biliyorlar ve bu konuda bilinçli davranıyorlardı. Aynı zamanda fethettikleri bölgelerin insanlarının yaşayışını kolaylaştırıcı ve geliştirici faaliyetler de sürdürüyorlardı. Yeni yollar açıyorlar, çeşmeler, hanlar, kervansaraylar, köprüler, aş evleri, medreseler, camiler ve mescitler, hamamlar, zaviyeler inşa ettiriyorlardı. 

Bursa, Osmanlılarca 26 Nisan 1326 tarihinde alınabilmiştir. Bu tarihten itibaren şehre Orhan Gazi, Lala Şahin Paşa gibi devletin ileri gelenlerinin hanlar yaptırmaya başladığını görüyoruz. İşte bu manada Sultan I. Murad da şehrin alış veriş işlerinin düzene girmesinde önemli bir fonksiyon üslenecek olan “Kapan Hanı”nı inşa ettirmiştir.

Ardından Sultan Yıldırım Bayezid de Ulu Cami’yi ve Bedesteni inşa ettirdi. Böylelikle Bursa şehri kuruluş devri Osmanlı şehri hüviyetinin üç önemli yapısına kavuşmuş oldu. Bunlar, şehrin merkezî yapısı Ulu Cami, onun tamamlayıcısı Bedesten ve Kapan Hanı’ydı.

Müslüman Türk ve Arap devletlerinde kullanılan kapan tabiri Osmanlılarda ilk devirlerde kapan daha sonralarda da un kapanı (kapan-ı dakik), bal kapanı, yağ kapanı vb. satılan malın adıyla birlikte kullanılmış, böylece büyük tartı aletinin ismi olmaktan çıkıp günümüz toptancı hallerini veya zahire borsalarına benzeyen yerlerin adı olmuştur.

Un, yağ ve baldan başka tahıl, kahve, tütün, ipek, pamuk kumaş ve çeşitli dokumalar üreticiden satın alınarak başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerdeki kapanlara getirilirdi. Buralarda kadı naibinin nezaretinde esnaf temsilcilerinin de hazır bulunmasıyla muhtesip nezdinde mallar tartılır, ağırlık, kalite ve çeşidine göre vergi ve narha tabi tutulduktan, fiyatları belirledikten sonra esnaf aracılığıyla tüketiciye arz edilirdi…”

Bu haftaki kitap tanıtımına güzel bir yazı da ilâve etmeye çalıştım. Haftanızın renkli ve kültür içerikli yazılarla dolu geçmesi dileğiyle!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.