26 Nisan 2018 Perşembe

Ninenin, başkan sevgisi

MİNİK SİYAH KÖPEK

10 Nisan 2018, 22:15
Bu makale 405 kez okundu
MİNİK SİYAH KÖPEK
Özge EBECEK

 “Gece demek, herkesin kendi başının çaresine bakması demek…” demiş Tarık Tufan. Ben onu kendi başının çaresine bakmak zorunda kalmış gibi hissettirmek istemedim.

Yastığı başıma koyduğum anda, gecenin sessiz ve karanlık örtüsünü yırtan bir ses duydum. Kimilerinize pek önemli gelmeyecek belki bu anlattığım ama biliyorum ki aranızda benim gibi hisseden, hissedecek olan en az 100 kişi vardır.
Sesi duyar duymaz pencereye koştum. Minicik, küçücük, ufacık siyah bir köpekçik; iki apartman arasında kalan dar sokakta, adeta bir insanın ağlama sesiyle bir oraya bir buraya yürüyor. Saate baktım, 2’yi geçiyordu. Üstelik oturduğum apartmanın kapısı arka sokağa bakıyordu. Yani bu demekti ki apartmandan çıktıktan sonra arka sokağa geçmek için biraz yürüyeceğim. Gece saat 2’de, bu sokakta tek başına yürümek, (çok az bir yol olsa da) pek güvenli değil.  “Yapacak bir şey yok” diyerek, kafamı yastığa geri koydum. Sokaktaki minik köpek ağlamaya devam ediyordu. Benim de bir köpeğim vardı ve o da, bu minik köpeğin acısını duyuyor ve kesinlikle endişeleniyordu. Çünkü dışardaki ses yükseldiğinde, Kaju da evin içinde hızlı adımlarla yürüyor, patilerinin zeminde çıkardığı ses de tarafımdan duyuluyordu. Dışardaki köpek ağladıkça, ben de yattığım yerde kan ağlamaya başladım ve sonunda dayanamayıp kalktım, giyindim. Buzdolabını açtım ve yarısı dolu olan bir yoğurt kabının içine ekmek parçalarını ufak ufak doğradım. Saat 2’yi geçiyordu ama telefonumu bile almaya gerek duymadan, üstümde mont, ayağımda terlikler, elimde yoğurt kabı koşa koşa aşağı indim. Arka sokağa geçtim ama köpekçik az önceki yerinde değildi. Biraz etrafıma baktım, sesini duydum ama nerede olduğunu göremedim. Yine de yoğurt kabının içindekileri, yanımda getirdiğim daha yayvan, plastik bir kaba koyup, kabı da az önce köpeğin önünde dolaştığı apartmanın girişine bıraktım. Koşa koşa eve geldim, hemen camın önüne geçtim. Çok geçmeden yemek kabının yanına geldi bizim minik ve yemeği bir kedi gibi mırıldanarak öyle bir iştahla yemeye başladı ki, benim bile yoğurdun içine ekmek doğrayıp yiyesim geldi. Köpekçik mamayı yiyor, benim gözlerim doluyordu. Hava soğuktu. Gönül isterdi ki eve alayım ama mümkünatı yoktu bir çok sebepten. Yine de miniğe yemek götürmek, kendi çocuğumu beslemek gibi mutlu etmişti beni. Kendi çocuğumu beslemek nasıl bir duygu onu hala tatmadım ama muhtemelen böyle bir şey olmalı. Mamasını afiyetle yiyen minik, bir kaç dakika daha ağlayarak kendi kendine dolaştı. Annesini özlediğini ve ona her şeyden daha fazla ihtiyacı olduğunu anlamak çok da zor değildi. Belki de yarın yine mahallenin yaramaz çocuklarının ya da iri sokak köpeklerinin işkencesine maruz kalacaktı. Ya da apartman sakinleri rahatsız olup onu uzak bir yere götürüp atacaktı.
Minik siyah köpek, yemeğinin hepsini bitirmeden o apartmanın girişine yattı. Biraz daha hüzünlendikten sonra da uykuya daldı. Umarım biraz ısınmıştır ve umarım yarın daha şanslı olur…
Adı Sezar olsun mu ya? Lütfen. Olsun değil mi… Bir adı varsa daha rahat uyuyacağım sanki. Sezar güzeldir. Sezar… Sezar… Adı; Sezar.

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    banner12
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SPOR TOTO SÜPER LİG
    Tür seçiniz:
    SAYFALAR
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV