Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan Devleti’nin kuruluşunun 100’üncü yıldönümü dolayısıyla yaptığı televizyon konuşmasında, “Osmanlı boyunduruğundan kurtulma girişimlerin tümünün şiddet, cinayet ve mezhep çekişmesiyle sonuçlandığı” iddialarını öne sürmüştür.
Avn, “Osmanlıların özellikle I. Dünya Savaşı yıllarında Lübnanlılara uyguladığı devlet terörünün, kıtlık ve zorla çalıştırma dahil olmak üzere yüz binlerce kurbanla sonuçlandığını, I. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle Osmanlıların hezimeti ve Fransız nüfuzuyla birlikte ülke tarihinde yeni bir döneme geçildiğini” ifade etmiştir.
Cumhurbaşkanı Avn, söz konusu gelişmelerin ardından 1920’de Büyük Lübnan’a ve sonrasında bağımsızlığa kavuştuklarını ifade etmişti.
Osmanlı hâkimiyetine geçiş
Doğu Akdeniz’de yer alan küçük ülke Lübnan, tarih boyunca büyük dertler yaşamış ve 1516 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyetine girmiştir. 400 yıllık süre içinde Osmanlı sanat anlayışı ve kültürü benimsenmiştir.
16’ncı yüzyıldan beri dünya üzerinde sömürgeler üreterek İngiltere ile yarışa giren Fransa, 1840’lı yılların başından itibaren Lübnan’da Maruni ve Dürzîler arasındaki çekişme ve çatışmalarda taraf olmuştur.
Fransızlar Marunilerin, İngilizler de Dürzîlerin yanında yer almışlardır. Her iki devlet, Gerileme Devrini yaşayan Osmanlı İmparatorluğu’nun bu bölge üzerindeki kontrol ve müdahale imkânının zayıf olduğunu gayet iyi değerlendirmişler ve istifade etmeye başlamışlardır.
Fransız etkisi
30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonunda Lübnan’ın ve daha kuzeydeki Suriye’nin petrol sahalarını ele geçiren Fransızlar, Doğu Akdeniz’e egemen olmuşlar, hatta İstiklâl Savaşı’mızın hemen öncesinde Anadolu’nun güneyi ve güneydoğusundaki bazı illerimizi dahi işgal etmişlerdi. (Atatürk’ün ölümünden sonra, 1939 yılında Hatay topraklarımıza katılmıştır.) Lübnan’ın 1943 sonunda bağımsızlığını ilan etmesiyle birlikte Fransa, bu topraklardan çekilmesini tamamlamış; ancak ilgisini eksiltmemiştir.
İsrail, 1982’de Lübnan topraklarının bir bölümünü işgal etmiştir. Bu tarihten hemen sonrasıyla Bekaa Vadisi’nde terör elemanlarının yetiştirilmesine sağladığı destekle Lübnan sık sık gündeme gelmeye başlamıştır.
Lübnan Parlamentosu, hasmane bir tutumla 2001 yılında sözde Ermeni soykırımını kabul etmiştir. (Fransa’daki Ermeniler, 18 Ocak 2001 tarihinde Fransız Ulusal Meclisi’nin sözde soykırım yasasını kabul etmesinde önemli rol oynamışlar ve Lübnan’daki Ermenileri de etkilemişlerdir.)   
İsrail’in etkisi
İsrail, 12 Temmuz 2006’da sekiz askerinin öldürülmesi ve iki askerinin kaçırılması olayından sorumlu tuttuğu Lübnan’ı yeniden işgal etmiştir. İleri teknolojiyle donatılmış İsrail Hava Kuvvetleri’nin ağır bombardımanı, sivil halkın yok edilmesine ve büyük acılar yaşanmasına neden olmuştur.
Rakam belirtmek istemiyorum; ama mülteci sayısının bir milyon civarında olduğunu basından öğrenmiştik. Lübnan hükümeti ise maddî kayıpların 2,5 milyar dolara ulaştığını açıklamıştı. Eylül 2006’dan itibaren bizim de dahil olduğumuz koalisyon gücü,  BM’nin isteğiyle barışa hizmet etmek üzere görevlendirilmişti.
Lübnan Cumhurbaşkanı’nın demeci
Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan Devlet kuruluşunun 100’üncü yıldönümü dolayısıyla Osmanlı Devleti’ne hakaret içerikli bir konuşma ve “Osmanlıların Lübnanlılara devlet terörü uyguladığı” yönünde skandal söylemler yapmıştır.
Bazı siyasiler sepetinde pamuk (!) olmadığı halde siyasetten, hukuktan, ekonomiden anlar ve sürekli atar tutar.  Lübnan Cumhurbaşkanı’na Lübnanlı tarihçi Prof. Dr. Halid el-Cundi’nin açıklamalarıyla cevap vermek isterim:
Cundi, Cumhurbaşkanının, Osmanlı Devleti’nin Lübnanlılara karşı şiddet uyguladığı yönündeki açıklamasının gerçekleri yansıtmadığını, Osmanlıların bölgeye gelişi sırasında Araplar ile yaşadıkları bir şiddet olayının bulunmadığını hatırlatmıştır. Cundi, “Büyük Lübnan” diye bir şey olmadığını, o dönemde Lübnan’ın “Beyrut Vilayeti”, “Sayda Vilayeti” ve “Trablusşam Vilayeti” gibi birkaç vilayetten oluştuğunu kaydetmiştir.
Osmanlı döneminde Lübnan’da inşa edilen çok sayıdaki kilise olduğunu belirten Cundi, bunların çoğunun Osmanlı Devleti’nin fermanları doğrultusunda yapıldığını vurgulamıştır. Bölge halkları arasında ayırımcılık yapan ve Osmanlı yapılarını yıkan Batılı güçlerin Avn tarafından “sömürgeci” yerine “nüfuz” sahibi olarak nitelendiğine işaret eden Cundi, Osmanlı sonrasındaki Batılı güçlerin bölgedeki zenginlikleri yağmaladığını ifade etmiştir.
Osmanlı Devleti’nin din ve ırk ayırımı yapmaksızın tüm vatandaşlarına adil davrandığını, anlatan Cundi, Osmanlı’nın, Lübnan’daki farklı din ve mezheplerden oluşan toplum yapısını ayakta tutan fermanlar çıkardığını kaydetmiştir.
Sanırım bu açıklama yeterlidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.