Afrika, Avrupa (Romanya) ve Asya kıtalarının 20’nci ve 40’ıncı enlem daireleri arasında özellikle petrol gibi bir zenginlik vardır. Bu servet, emperyalist anlayışın her zaman iştahını kabartmış ve bu bölgeler mücadele alanı haline getirilmiştir.
Aslında Afrika bütünüyle bir servet alanıdır. Libya, 20’nci yüzyılın başlarından itibaren yayılmacı güçlerin ele geçirmek ve hükmetmek istediği bir sahadır. Bu saha, 1911 Osmanlı-İtalyan Savaşı ile yara almış, emeller gerçekleştirilemediği için iştahlar giderilememiştir.
Arap baharı
17 Aralık 2010 tarihinde Tunus’ta bir gencin kendisini yakmasıyla başlayan olaylar, bir asır önceki yarayı yeniden kaşımıştır. Daha sonra Mısır, Yemen, Cezayir ve Ürdün’e sıçramıştır. Bu ayaklanmalar, Tunus ve Mısır’da başarı göstermiş olup, 23 yıldır yönetimde olan Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali ile 30 yıl Mısır’ın başında bulunan Mübarek’in görevlerini bırakmasıyla sonuçlanmıştır.
Olaylar, bir domino etkisiyle Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın tamamına yayılmıştır. Arap olmayan bölge ülkelerinden İran, Arnavutluk ve Ermenistan’da da Arap Baharı’nın etkisiyle küçük çapta olaylar gözlenmiştir.
Arap Baharı; Arap halklarının demokrasi, özgürlük ve insan hakları taleplerinden ortaya çıkmıştır. Bölgesel, toplumsal siyasi ve silahlı bir harekettir. Halklar, özgürlük mücadelesi adı altında birçok Arap Diktatörünü resmen devirmiştir. Tunus, Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Cezayir, Ürdün ve Yemen’de büyük çapta; Moritanya, Suudi Arabistan, Umman, Irak, Lübnan ve Fas’ta küçük çapta olmak üzere mitingler, protestolar, halk ayaklanmaları ve silahlı çatışmalar meydana gelmiştir.
Libya’da Arap baharı
Libya’da Şubat 2011’de baş gösteren halk hareketleri Libya’yı sarsmış, ilk gösteriler Bingazi’de başlamıştır. Kaddafi rejimine karşı Ulusal Konsey kurulmuş ve dünyadan destek görmüşlerdir. Hareket ülkenin doğusuna doğru yayılmıştır. Masum insanların öldürülmesiyle sonuçlanan olaylar, uluslararası kamuoyunun harekete geçmesine neden olmuştur.
Türkiye de bu uluslararası kamuoyuna dahil olmuş, Birleşmiş Milletler Örgütü’nün aldığı tedbirlere ve NATO’nun operasyonlarına katkıda bulunmuştur. Operasyonlara karşı çıkan Rusya, Çin, Güney Afrika, Hindistan ve Brezilya ise, NATO’yu, BM’nin verdiği yetkiyi aşmakla suçlamışlardır.
BM’nin devreye girmesi
BM, 1973 sayılı kararla Libya’yı uçuşa yasak bölge ilan etmiş ve koalisyon güçlerin hava saldırısını başlatmıştır. Sonuç olarak Libya’da, 42 yıllık Kaddafi egemenliğine son verilerek demokratikleşme yolunda ilk adım atılmış; ancak Libya başarısız bir devlete dönüşmüştür. Ülkede otorite tesis edebilen, etkin ve merkezi bir hükümet kurulamamıştır.
Çalkantılı toplumsal ve siyasal yapı ve çökmüş bir ekonomik sistem bugüne kadar gelebilmiştir. Bu durum, Batılı ülkeleri rahatsız etmiştir. Geçtiğimiz birkaç yıl Afrika’dan Avrupa’ya göçlerin çıkış noktası olmuştur. Kaddafi rejimini yıkılmasına destek veren ülkeler, Kaddafi sonrası Libya’dan memnun değildir.
Günümüzde Libya
Bugün yaralı Libya ayağa kalkma ve tutunabilme mücadelesi içindedir. Libya’da parçalanmış bir yapı söz konusudur. Uzlaşamayan aktörler, arkalarını yabancı güçlere dayamış -veya onların kontrolünde- silahlı güçlere sahiptir.
Bu çatışmalar, bugün için kurulmuş olan “barış platformu”nun çabalarını boşa çıkarmakta,  uluslararası belirsizlik ve riskleri artırmaktadır. Arap Baharı sonrasında Tunus kısmen de olsa istikrarlı bir yönetime kavuşmuştur. Mısır ise, Arap Baharı sonrasında bir darbe ile eski otoriter rejimine geri dönmüştür. Bu durum, Suriye’de daha başka şekilde seyretmiş, halk hareketleri başarısız olmuştur.
Bir başka açıdan
Libya, siyasi yönetim arayışı içindedir. Gönül ister ki, bu arayış demokrasiyle buluşsun. Ne yazık ki, kontrolsüz silahlı grupların olduğu bir Libya’da bu mümkün değildir. Bu noktada sahnede General Hafter görülmektedir. Çözüm için Hafter, önce Suudi Arabistan’ı ve Mısır’ı ziyaret etmiştir. Bu ülkeler, Ortadoğu’da ABD ekseninde bir politika yürütmektedirler.
ABD, Libya’da Arap Baharı’nı başlatan senaristtir. Petrol zengini Libya’ya karşı büyük politik hedefleri ve çıkarları vardır. Libya’yı bölmek ve bu ülkenin enerji kaynaklarının kontrolünü ele geçirmek istediği söylenebilir. Hafter’i ve Sisi’yi bu amaçla kullanması da doğaldır.
ABD’nin burnunu soktuğu bir yerde Rusya’nın olmaması düşünülebilir mi? Rusya da ABD’nin karşısında yer almıştır. Hafter’e hem Rusya hem de ABD olta atmaktadır. Gelecekteki muhtemel barış arayışlarında Hafter’in belirleyici olması muhtemeldir. Sürecin de kısa sürede sonuçlanmasını bekleyemeyiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.