Okumak, Türk Dil Kurumu sözlüğünde, “Bir yazıyı oluşturan harf ya da işaretlere bakıp bunların imlediği sesleri ya da düşünceyi anlamak.” olarak tanımlanmaktadır. Elbette ki okumayı bu kavram işçine sığdırmak yeterli değildir. Dinimizin kutsal Kitabı Kuranı Kerim’in Alak Suresinde okuma; peygamberimiz Hazret-i Muhammed’e Hira dağındaki mağarada murakabeye dalmışken melek tarafından ilk Vahy olarak bildirildi.“Halk eden Rabbinin ismiyle oku. O insanı kandan hal ketti. Oku, O çok kerim olan    Rabbin hakkı için ki, o kalemle ta’lim etti, insana bilmediğini öğretti”.                  
 Türkiye gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler kategorisinde en az kitap okunan ülkedir. Kitap okuma konusunda dünyanın 17. büyük ekonomisine uygun olmayan bir şekilde, Afrika ülkeleri kategorisinde görülüyor. Japonya’da toplumun % 14’ü, Amerika’da %12’ si, İngiltere ve Fransa’da % 21’i düzenli kitap okur iken, Türkiye’de ancak toplumun % 0, 01 yani on binde biri kitap okuyormuş. Bu ülkemize hiç yakışmıyor. Türkiye’de en iyi ihtimalle kitaplar 50 bin civarında basıldığına göre okuma alışkanlığına sahip olan kişi sayısının ortalama 40-50 bin kişi olması gerektiğini düşünüyorum.            
 Eğitim-Sen`in bir araştırmasına göre, öğretmenlerin yüzde 8`i hiç kitap okumuyor. Yüzde 39`u ise bu konuda bilgi vermek istemiyor. Yüzde 28`i ayda bir kitap alıyor. Öğretmenlerin mevcut gelir durumu ve öğretmenlik mesleğinin bugünkü durumu nedeniyle öğretmenlerimizin bu durumunun belki normal karşılanabileceğini düşünüyoruz.            
 Bir araştırmaya göre, Türkiye’nin en fazla okuyan bölgesinin Marmara Bölgesi olduğu vurgulanmaktadır. Bunu İç Anadolu, Karadeniz ve Doğuanadolu bölgeleri takip ediyor. En az okuyan bölgeleri ise sırasıyla Ege, Akdeniz ve Güneydoğu bölgeleriymiş.             
Bağımsız Eğitimciler Sendikası’ndan yapılan açıklamaya göre, kitap okuma oranının düşük olduğu Türkiye’de yılda sadece 23 milyon adet kitap basılıyor. Japonya’da ise bir yılda basılan kitap adedi 4 milyar 200 milyon. AB ülkelerinde, kişi başına yıllık kitap harcaması 500 dolarken, Türkiye’de bu rakam 2 dolar düzeyinde seyrediyor.             
Gazi Üniversitesi’nde; bir ekip tarafından 11’i vakıf, 69 Devlet üniversitede yapılan bir araştırma ile belirlenmiş bulgularına göre: Öğretim üyelerinin yüzde 21,9’u sadece akademik yayın okuyor. Yüzde 56,2’si ayda bir-iki kitap okuyor.             
Okumayı sakıncalı göstermeyelim. Daha önce de belirttiğim gibi “Devlet kitap okumayı kötü gösterdi” ve okuyan kişileri hep şüpheli kişi olarak tanımladı. 1940 yılında kurulan Köy Enstitüleri kütüphanelerinde, devrin Cumhurbaşkanının imzası ve ön sözü ile tercüme edilen, dünya klasikleri;  20 Mayıs 1947 de,  öğrencilerin okuma özgürlüğü kısıtlanarak, aynı bakanlıkça tercüme edilerek, hizmete sunulan Dünya Klasikleri, Enstitülerin kitaplıklarından toplatılarak yine aynı Bakanlığın genelgesi ile yakıldı.            
1940 yılında kurulan Köy Enstitüleri kütüphanelerin de yer alan dünya klasiklerinin toplatılarak imha edilmesi ile başlayan, kitap okuma suçu, bundan böyle devam etti. Her yapılan askeri darbe ve muhtıra sonucunda da, ne yazık ki, hep kitaplar ve onları okuyanlar suçlandı.             Yaşamı anlamak, yaşamdan zevk almak, yaşamı kolaylaştırmak çoğunlukla kitap okuma alışkanlığına bağlıdır. Uzun yıllardır ülkemizde kitap sakıncalı görüldüğü için toplum kitap okumaya karşı kuşkulu ve çekingen kalmıştır. Dünyanın geçmişine baktığımızda gelişilmiş toplumların bugünkü durumu tamamen erken dönemde okuma alışkanlığı ve konuya verdikleri öneme bağlıdır.             Kitapla tanışmış beyinler daha üretken,  kitap okumak kişisel gelişimin yanı sıra beyin gelişimi açısından da oldukça önemlidir. Birçok kurum ve kuruluş tarafından yapılan birçok araştırma kitap okuyan kişilerin beyinlerinin gelişiminin farklı olduğunu belirtiyor. Okuma, yalnızca beyni genişletmez, insanın duygu ve düşünce dünyasını da geliştirir. Keza kitap okumak insanı stresten de uzaklaştırır. Bu bağlamda kitap okumak insan ruh sağlığının gelişimi ve mutluluğu için de önemlidir.              Türkiye olarak yalnızca kitap değil genelde gazete, dergi ve herhangi bir kaynak okuma durumumuz ne yazık ki arzu edilen ölçüde değil. Türkiye’nin OECD ülkeler içinde sonlarda yer alması ve öğrencilerimizin okuduğunu anlamada en düşük notu alması dikkat çekicidir. Öğrencilerin bu bağlamda ders kitapları dışında kitap okumadığı ve derslerini de yeterince okumadığı ve anlamadığı ortaya çıkıyor. Genelde okumayan, araştırmayan kişilerin kendilerinde her konuda iddialı konuşma cesareti bulduğu söylenemez.              
Bugün gelişmiş toplumların demokrasi kültürü, sorgulama ve hak arayışının temelinde okumaya verilen önemin etkisi ön sırada gelir. Kitap okuma düzeyi gelişmiş toplumlarda sorun çözme, aktif yurttaş bilinci daha iyi gelişmiştir. “Okumayan insan, düşünce-sanat-kültür-bilim-teknoloji üretemez” ifadesi anlamlıdır. Bu anlamda kitapla tanışmış beyinlerin duyarlılığı daha yüksektir. Okuyan toplumların sorgulayan, bilinçli ve anlamlı toplum olduğu ülkelerin insani gelişmişlik verileri ile belirleniyor. Halk, ancak okuyarak hayır deme bilincine varır. Kitap olmasaydı belki varlığımızın bilincinde bile bu kadar gelişmeyecekti. İnsan beyninin besleyicisi olan edebiyat, sanat, bilim, insana gelişimciliği öğretir. Kitap okumakla, EVET ve HAYIR kavramları daha net ve gerçekçidir. Kitap okumakla,  itiraz etme ve benimseme, neyi aradığını bilme anlayışı daha sağlam kişiliklere dayanır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.