--Özellikle son günlerde Atatürk karşıtlığı, Atatürk’e karşı sevgisizlik ve ona karşı olma çıkışları aldı başını gidiyor. Ne yazık ki, buna siyasiler de dahildir. Onu benimsemeyenlerin ve fikirlerini algılamakta zorlananların sayısı, bilinçsiz insanlar üzerinde oynanan oyunlarla her gün daha da arttırılmak istenmektedir.

   Ben bunları hiç yadırgamıyorum; çünkü sebebini de Atatürkçülüğün anlatılamadığına bağlıyorum. Atatürk’ü anlamak için okumak, fikirlerini tahlil etmek ve günümüzün siyaset ve insanlık anlayışıyla karşılaştırma yapmak gerekiyor.

Atatürkçülük’ün anlatılamayışı

   Ülkemizdeki okuma yazma oranıyla okuyan insan oranının Atatürkçülüğün anlatılmasıyla veya anlaşılmasıyla bağlantısının olup olmadığı ayrıca araştırılması gereken bir husustur. Şunu söylemek zorundayım. Ben de bir işçi ailenin çocuğuydum. Evimizde Atatürk karşıtı bir konunun konuşulduğunu hiç hatırlamam.

   Giderek yükselen Atatürk karşıtlığı,

   ---Siyaseten pirim kazandırıyorsa siyasiler tarafından itibar görmekte,

   ---Mesleki yükselme gerektiriyorsa siyasete veya mesleğin başında bulunan amir pozisyonunda kişiler tarafından ortaya konmakta,

   ---Maddi imkânsızlıklar nedeniyle okula gidilemeyen yörelerde, öğrenim basamaklarının çıkılamadığı bazı yerlerde veya bir örgüt (PKK) veya dini yapının (FETÖ) ideolojisi doğrultusunda taassuba saplanmış kişilerin güdümünde Atatürk’e karşı düşmanca hisler aşılanmakta,

   ---Konuşma metinlerinin başına “yeni” sözcüğü getirilerek “Yeni Türkiye, yeni devrim, yeni 19 Mayıslar” adıyla ambalajlanan kavramlar halka sunulmakta,

   ---Ekonomik koşulların ağırlığı ise bu nedenleri kanayan yara haline getirmektedir.

Benim tespitlerim

  1. Atatürk Araştırma Merkezi tarafından günümüzün Türkçe’siyle 1995 yılında yazılan “Nutuk”ta dil konusunun önemi ortaya çıkıyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında Osmanlıca’nın baskısında günümüzde ise öz Türkçe’nin etkisinde kalarak yazılan eserler anlaşılamamıştır.
  2. Kitabın adı “Atatürk” olunca basımında kuşe kâğıt kullanarak fiyatını yukarıya çekmeye ve alınamayacak hale getirmeye ne gerek var? Saman kâğıda yazılamaz mı? Biz düşünce sistemini mi öğreteceğiz, kuşe kâğıt mı satacağız? Kitapların pahalı ve zaman alıcı olması karşısında kısa sürede daha çok bilginin sunulabileceği filmler neden yapılmaz? Bunlar CD’ler halinde çoğaltılıp öğrencilere ücretsiz olarak neden verilmez?
  3. Milli güvenlik dersleri kaldırılmadan önceki dönemde derse giren asker hocaların, sınıfı kışla nizamına sokmaları ve öğrencileri alışık olmadıkları farklı disiplin anlayışına zorlamaları, bazı isteksiz öğrencileri Atatürk ve Milli Mücadele’ye karşı mesafeli durmaya itmiştir. Hamasi nutuklar, şiirler ve görsel şölenler törenlerin uzamasına ve sıkıcı hal almasına neden olmuş, öğrenciler arasında milli günlere karşı isteksizlik yaratmıştır.
  4. 12 yıl içinde beş kez Milli Eğitim Bakanı değişmiştir. O zaman bu ülkenin Milli Eğitim politikasında bir sakatlık var demektir. Her yeni gelen Bakan ile tüm yayınlar sil baştan değiştirilmiştir. Eğitim sistemindeki dalgalanmalar, ekonomik sıkıntılar içinde çırpınan ve politik nedenlerle tayinden tayine koşturulan öğretmenlere de yansımıştır. Bu sebeplerle milli his ve değerlerde örselenmeler ortaya çıkmıştır.
  5. Üniversitelerimizin Atatürk konusundaki çalışmaları yetersizdir. Yapılanlar ise halka yansıtılamadığı için akademik çerçeve içinde kalmıştır.

Soru 1:

   Bunların hepsini yerine getirdiğimizi, “Atatürk’ü anlamak” idealini yakaladığımızı ve anlamaya başladığımızı kabul edelim:

   --Ülkeyi bölmek isteyen anlayışa hâlâ demokratik pencereden bakmaya çalıştığımızı,

   --Yüce dinin kurallarını bırakıp birtakım şeyhlerin ve hocaların müridi olmak için peşlerinden nasıl koştuğumuzu,

   --Emperyalizmin nasıl oyuncağı olduğumuzu nasıl izah edeceğiz? Acaba Atatürk bizi anlayacak mı?

Soru 2:

   --Kendi istikbalini düşünmeden Osmanlı Devleti’nin Afrika’da işgal altındaki son toprak

parçasını kurtarmak için mücadele vermeye koşarken,

   --I. Dünya Harbi’nin Çanakkale cephesinde göğsüne şarapnel çarparken,

   --İdama mahkûm edilirken,

   --Sakarya muharebelerinde attan düşerek kaburgalarını kırarken,

   --Suikastlere maruz kalırken,

   --Devrimin belgesi niteliğindeki “Nutuk”u yazdığı dönemde kalp rahatsızlığı geçirirken

Atatürk’ün kime ne borcu vardı? Kimin için yaptı bunları, neden hayatını riske attı?

 

   Cumhuriyetimizin kuruluş ilkeleri, Milli Mücadele’nin ve bu mücadeleyi sürdüren liderlerin küçültülmeye çalışılması kimseye bir şey kazandırmaz. Eğer bunlarla oynanmak istenirse dışarıdakiler bizimle oynamaya kalkışırlar. Siyasetçi, akademisyen ve bürokratlar arasında Cumhuriyet’in kuruluşuna, tarihine ve kurucularına ters çıkanlar, ülkemiz için hiç de iyilik etmiyorlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.