15 Kasım 2018 Perşembe

DUAYEN GAZETECİ HAYATINI KAYBETTİ

KENDİNİ TANIMAK

16 Temmuz 2018, 13:40
Bu makale 1276 kez okundu
KENDİNİ TANIMAK
Poyraz Ülger

  İnsan kimlik kazanımına aklı yettiği süreçten itibaren başlar ve yaşamın sonuna kadar hep kendi kimliğine eklenti yapar. İlköğretim, ortaöğretim ve üniversite hep kimlik kazanma basamaklarıdır. İnsan ister istemez yaşam sürecinde başkalarıyla sözlü ya da sözsüz iletişim halindedir. Keza insan birçok farklı gruplara dâhil olarak, değişik çevrelere girerek ve her ortamda etkileşim içinde oluyor. İşte insanın doğasıyla bütünleşmesi ve “benlik” duygusunun oluşturması tüm bu iletişim ve etkileşimlerden kaynaklanıyor. Daha doğrusu kişinin benliği ve kendini tanıması, algılarıyla ve yorumlarıyla bütünleşerek değer kazanıyor.

Yirmi birinci asır toplumunda yaşam bir koşturmadan ibarettir. İnsanlar yoğun bir uğraşı altında yaşıyor. İster kırsal kesimde, ister şehirde ve isterse de büyükşehirde yaşansın, uğraşı hep var. Ancak büyükşehirde yaşayanlar için bu uğraşı kat be kat artıyor. Trafik, hava kirliliği, çevresel faktörler, iş yaşamının yoğunluğu, sürekli koşturmaca, yetişme telaşı, sorumluluklar derken bir hızla geçiyor yaşam. Hele İstanbul gibi on beş milyondan fazla insanın yaşadığı, birçok devletten daha fazla nüfuslu bir kentte yaşıyorsanız bu daha da farklı bir boyut kazanıyor.  Önce evin sorumlukları, komşularla ilişki sorumlulukları, çocuklar varsa onların eğitim ve beslenme sorunları, eşinizin sorumlulukları hepsi bir örgü deseni gibi yumaklanıp gidiyor. 
Uğraş denilen yaşamın zorlukları, hep bizi yoruyor. Uğraş insanı sıkıştırıyor. Çabuk pes dedirttiriyor. Uğraş varlığı kimi zaman düzgün ilişkimizi önlüyor. Korkutuyor bizi. Farkında olamıyoruz. Bir bakıyorsun, yaşam seni düğümlemiş ve arkandaki yüklerin ağırlığı altında kalmışsın.  İşte o zaman gelmeden, gündelik hayatımızın farkında olmalıyız. Bedenimizin bize verdiği yorgunluk mesajlarını iyi algılamamız gerek. Keza ruh halimizin yansımalarına kulak vermemiz gerek.
Bir yerde hayat birileriyle destek kurmak demektir. Aile olmanın yolu buradan geçiyor. Önemli olan su yüzüne çıkan; çabuk yorulmaların, düzgün ilişki kuramamanın, ağrılarımızın, sıkıntılarımızın, mutsuzluklarımızın bireysel nedenlerini artık analizlemektir.
İnsanın bedensel ve ruhsal yapılanmada tüketimi ertelemeden çözmesi gerekir. Koşuşturmalarda bedeni tüketmemeliyiz. Çünkü yaşamda bedenin sağlıklı olması gerekir. Aslında beden bir göstergedir.  Yaşamı kurgulamada sıklıkla da mesaj veriyor. 
Yaşamdan farkına varmadan birçok etmen alışkanlık yaratıyor. Sonra bizimle beraber yaşıyor. Bizi tüketmeye yöneldikçe, farkına varmadan devam ediyoruz. Özellikle kolay olanı seçiyoruz. Belleğimizi yormadan, bazen günübirlik olaylara yöneliyoruz. Bunlar hep kendini iyi tanımamaktan ve kimlik arayışını devam ettirmekten kaynaklanıyor. Daha kolay olan, hiç emek gerektirmeyen kalıp ilişkilere koşuyoruz. İlişkiden ne beklenildiğini bilmeden, acele karar verebiliyoruz. Sora ne oluyor? Hayal kırıklığı başlıyor. Hani halk arasında bir deyim vardır. “İnce eleyip sık dokumak”. Bu çok önemlidir. Karar aşamasına gelmeden, ilişkiden ne bekleniliyor. Yola çıkarken bu beklenileni iyi algılamak gerekir.
Toplum huysuzlaştı deniliyor. Bu doğru. İyi eğitilmeyen toplumların sonu hep böyledir zaten. Düşünce ve dayanışma eksikliği öyle kolay kolay da yerine getirilemiyor. Hazıra konmak, bir başkasını aldatmak, kolay zengin olmak, her şeye emek vermeden sahip olmak, insanın kimlik bozukluğundan ve kendini tanımamasından kaynaklanmaktadır.
O halde öncelikle ben kimim? Sorusuyla yola çıkmalıyız. Kim olduğumuzu bulmanın yollarını tek başımıza olmasa, bir başkasının dayanışması ile çözmek zorundayız. Yoksa bu yaşam alanının uğraşına yenik düşeriz. Bence kim olduğunu bilmenin yolu, önce kendine ve eğitimle alınan bellekteki bilgi birikimine güvenmekten geçiyor. Sonra iyi dost edinmek gerekir. Dostunuz az olsunda duru olsun. Size güven versin. Acınızı paylaşarak azaltmasını bilsin. Sevginizi paylaşarak çoğaltmasını bilsin. 
Eğer ülkemde insanlara çağdaş eğitim verilseydi, beklide bu eğitimden nemalananlar daha iyi bir şekilde kendilerini tanırlardı. Milletin huzuruna çıkıp, söz veren, millet için çalışacağına yemin eden milletvekillerimiz böyle TBMM’de birbirinin boynunu sıkmazdı, bacağını ısırmazdı, milleti fethedemeyenler tarafından TBMM’i kürsüsü işgal edilip yerinden çıkarılmazdı. 
Sevgili okurları! Toplum nereye gidiyor? Örnek alacağı insanlar ne durumda? Bunlara bakmakta yarar var. Ya başa dönüp iyi bir eğitim sistemi yerleştirmemiz lazım. Ya da kendi halimize acıyarak bu ömrü doldurmak lazım. Bence çıkar yol bu siyasi yapıyı ve bizi yönetenleri acilen hangi partide olursa olsun değiştirelim. Öyle parti genel başkanının ağzıyla listelere girip, seçilerek millete sahip çıkmak olmuyor. Hele kaba kuvvetle kürsü işgal etmek hiç olmuyor. Benim yaşım yetmiş altı oldu. Çok seçimler gördüm. Hatta siyasi yönde bir deneyimim de oldu. Sonunda benim bu işte işim ne diye çekildim. Ülkeme yazık oluyor. Bu siyasilerin yüzünde altmış yıldır “gelişmekte olan ülkeler ligindeyiz.”

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    banner12
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SPOR TOTO SÜPER LİG
    Tür seçiniz:
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV