Ülkemizde kayıtlı işsiz sayısı gerçekten şaşırılacak derecede fazla. Son verilere göre Türkiye’de tam 4 milyon 566 bin kişi çalışmıyor. Buna karşılık çalışmakta olan insan da, işinin değerini anlamıyor. Elbette ki yoksulluk sınırına bakınca almış olduğumuz maaşlar refah seviyesinde yeterli değil. Fakat ülkemizin bulunduğu durumu düşünürsek, halimize şükretmemiz, işimize değer vermemiz ve aldığımız parayı hakkıyla harcayabilmek için mesleğimizi de eksiksiz ve hatasız icra etmemiz gerekmez mi?
Asıl önemli olan yapılan bir işe emek vermektir. Emek verilerek, gönülden isteyerek yapılan iş zaten çalışan kişiyi yormaz. Ancak işinizi sevmiyorsanız, sabahları uyanmakta zorluk çekerken her başlayan güne lanet ediyorsanız, yolda ayaklarınız geri geri gidiyorsa, iş yerinizde gülümsemek için bir sebep bulamıyorsanız, sürekli başınız ağrıyorsa, iş ortamındaki arkadaşlarınızla anlaşamıyorsanız ve sizinle iletişim kurmak isteyen herkese negatif davranıyorsanız size tavsiyem, lütfen işinizi bırakın. Gerçekten bırakın ya.
İş için kapı kapı gezen, İŞKUR kuyruklarında saatlerce bekleyen, her gün bir sürü firmaya CV gönderen, üniversite mezunu olduğu halde vasıfsız konumda çalışan; iş bulamadığı için, çocuğuna bir pantolon alamadığı için, evine bir ekmek getiremediği için depresyona giren, intihar eden milyonlarca insanın hakkına girmeyin. Size işi düşen insanlara hayvan gibi davranmak, surat asmak, savsaklamak, terslemek, emir vermek, “git, yarın bir daha gel” demek; kusura bakmayın ama sizin hakkınız değil. İnanın son günlerde o kadar çok işini sevmeyen, sürekli eksik ve hata yapan, suratsız, işgüzar insanlarla karşılaşıyorum ki, şu Tekirdağ’ın hiçbir yerinde güzel ve düzenli hizmet alamamaktan yorulmuş durumdayım.
Geçen ay, sabaha karşı 5’te kızım ateşlendi, taksi çağırmak zorunda kaldık. Soğuk olmasına rağmen taksiciyi bekletmeyelim diye insanca düşünüp; eşim, ben ve kızım giyinip apartmanın önüne indik. Taksiciyi aradık ve beklemeye başladık. Taksici telefonda bize “tamam” demesine rağmen 15 dakika geçti ve bizi almaya gelmedi. (Geleceği mesafe 5 dakika uzaklıkta.) Kızım kucağımda 39 derece ateşle, acile gitmek için taksiyi sabırsızlıkla beklerken, eşim taksiciyi tekrar aradı ve “Geldim, beklemeye yer yoktu, sizi yine de 10 dakika bekledim, arkamda araba sırası oldu, geri geldim. Beni yataktayken mi aradınız?” diye kabaca konuştu. Daha doğrusu kesinlikle gelmediği halde yalan söyledi. Kardeşim senden bedava iş mi istiyoruz? Gelmeyeceksen gelemeyeceğini söyle, başka araba arayalım. Hayır, gelmemeyi bırak, bu ne biçim bir cevap tarzı?
Bir başka sorun da aynı gece hastanede yaşadık. Saat sabaha karşı 5:30’du. Evet geç bir saat fakat bu yine de nöbetçi doktorun odasında olmamasını haklı kılmaz. Hastanede de bizden başka hasta kimse yoktu. Doktor 10 dakika sonra bizi gören bir temizlikçi tarafından uyandırıldı. Gözlerini ovuştura ovuştura karanlık bir odadan çıktı. Uyku sersemi kızımı muayene etmek için gelen doktor hanım, ne gördü, ne anladı bilmiyorum; hemen antibiyotik yazıp gönderdi. Halbuki kızımın antibiyotiklik bir enfeksiyon kapmadığını, zehirlendiğini sonradan anladık.
Bir başka olay da yine başka bir gün, başka bir hastanede geldi başıma. Dişime uygulanan kanal tedavisi diş doktoru tarafından eksik yapıldığı için çene kemiğimde aylar önce kist oluştu. Şu anda kiste bir çözüm bulunamıyor çünkü çene cerrahından randevu kesinlikle alınamıyor ve Süleymanpaşa’da sadece 1 tane çene cerrahı var, onun da tüm randevuları aylardır dolu. Şu an çenemde kistle, ağzım ne zaman yamulacak diye beklemekteyim.
Geçtiğimiz yıl kargo şirketleri ile de çok sorun yaşadım. Şu efsane günler indirimlerine yetişemeyecekseniz kargo kabul etmeyin kardeşim. İnsan parasını verdiği ürünü 2 ay beklemek zorunda değil. İnternet alışverişine olan güvenimiz de zaten böylece kargo şirketleri ve ürünleri düzensiz, yırtık, kırık gönderen firmalar sayesinde kaybedilmiş oldu. Artık internetten bir iğne bile almıyorum. Zira kızım için yılbaşından 3 ay önce aldığım yılbaşı ağacı, 2020’de elimize ulaştı.
Bu anlattıklarım karşılaştığım sorunlardan sadece bir kaçı. İşini düzgün yapmadığı için mağdur edilen vatandaşların işini kim çözecek? Yoksa onlar, iş yerlerinde bacağı çelip oturan, çay kahve içerek günü geçiren insanları tartaklayarak mı bu sorunu çözmeli? Bunca işsiz her gün kapıları aşındırıyorsa, gençler ellerinde CV’lerle kalakalıyorsa, bir işe sahip olanlar bu rahat ve sorumsuz davranışlardan kaçınmalı diye düşünüyorum. Zira yerlerinde olmak isteyen 4 milyon 566 bin kişi sırada bekliyor. O işi hakkıyla yapmayacaksanız bırakın yahu. Cidden bırakın bak. Bırakın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.