19 Ocak 2019 Cumartesi

‘Sağlıkta da sınıfta kaldık’

İNSAN HAKLARI GÜNÜNÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

14 Aralık 2018, 12:23
Bu makale 326 kez okundu
İNSAN HAKLARI GÜNÜNÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Poyraz Ülger

 Dünyada bu gün, 10 Aralık 1948 tarihinde, Paris’te toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun  “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni”, katılan 56 ülkeden 48’inin onayı ile kabul edilmiştir.

Kanadalı avukat John Peters Humphrey, ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt’in eşi Eleanor Roosevelt ile Fransız hukukçu ve devlet adamı Rene Cassin’in hazırladıkları 30 maddelik bildirgede” Tüm insanlar özgür ve eşit doğarlar” diye başlıyordu.
Bu bildirge, “ Herkesin ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyaset veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi bir ayrım gözetmeksizin, bu bildirgeyle ilan olunan tüm haklardan ve özgürlüklerden yararlanabileceğini” hükme bağlıyordu.
Bildirgeyi kürsüden okuyan Eleanor Roosvelt, “ Tüm insanlık için bir büyük özgürlükler sözleşmesi çağının başladığını” müjdeliyordu.
Aradan 70 yıl geçti. Bu bildirgedeki çağrılar o gün için yankı bulduysa da, bu gün gerçekten insanlık için bu bildirgenin birçok maddesi rafa kaldırılmış durumda. Hala “Uygar” Batı dünyasında Asya ve Afrika kökenli milyonlarca kişi ırklarından ve tenlerinin renginden dolayı  “ Potansiyel suçlu” işlemi görüyorlar.
Bildirgede din ayrımı olmayacağına dair karar, bu gün unutulmuş durumda. Batı’da Müslümanlar sırf inançlarından dolayı, görülmemiş ayrımcılığın hedefi durumundadır.
Günümüzde gelişmiş ülkelerce, daha doğrusu güçlü ülkelerce “insani müdahale hakkı” diye bir kavram geliştirildi. Bu kavrama dayanarak birçok ülkeye “demokrasi” ve “ İnsan hakları” ilkeleriyle paketlenmiş niyetler dayatıldı.
Sonuç olarak “İnsan hakları” adına “İnsani müdahalelerin” yapıldığı her yerde ölüm, açlık, salgın hastalık, kitlesel göç, iç savaş gibi tarifsiz trajediler yaşandı ve hala yaşanıyor.
Özellikle son yedi yılda, kendilerini süper güç olarak dünya egemenliğini rafa kaldıran silah babası ülkelerin “Arap baharı” adıyla yaratılan savaşla, Arap İslam ülkeleri, büyük sıkıntı yaşıyorlar. Öncelikle Müslüman Arap olan, kuzey Afrika ülkelerinde Tunus ve Libya halkın sokağa dökülmesi ve dönemin iktidarı tarafından çoğunun yok edilmesi ve çoğunun da zorunlu göçe zorlaması sonucunda bu ülkeler büyük sıkıntıya itildi. Libya ve Tunus’ta iktidardaki baskıcı rejimi yönlendiren liderleri yok edildi. Ancak bu ülkeler bir karışıklığın içine atılmadan kurtarılamadı. Mısır’da bir askeri dikta rejimi gitti bir başkası darbe ile iktidarı ele geçirdi. Keza Ortadoğu ülkelerinden Irak ve Yemen’de insanlar, haklarını aramak için sokaklara döküldü. Yapı olarak bu ülkelerdeki halkların uzun süre eğitimden yoksun, din adına birçok dayatmalarla yüz yüze bırakıldıklarından, çoğu ne istediğini bir sokak ve meydan mitinglerine dönüştürdüler. Sonuçta bir diktatör gitti, bir başkası geldi. Üretim kaynakları yönünde olumlu bir paylaşım yaşamayan bu ülkeler, daha çokça yıllar bu oluşumu sürdüreceklerdir. Keza bir Filistin devleti kurulmadıkça, İsrail’in insan hakları ihlalleri devam edecektir.
Diğer taraftan kendi içinde halkını gerçek eğitmeyen, kadına yaşam hakkı tanımayan Afganistan’ın kendine özgü kavgası ve terörü devam etmektedir. 
Binlerce insanını ülke değerleriyle alınan silahlarla öldüren, milyonlarca insanını mülteci durumuna düşüren Suriye rejimi ise insan hakları yönünden başka bir kangrendir. Neredeyse nüfusunun büyük bir bölümü sınır ülkelerde muhacir olarak kamplarda yaşayan Suriye, bu gidişle daha çok kan dökeceğe ve daha çok can yakacağa benziyor. Bunun yanında, bir de İşid denen yeni bir terör belası, hemen sınırlarımızın yakınında İslamiyet adına,  Suriye ve Irak ülkelerinin halkını kırıp geçiyor. Buna karşı dünya devletlerinin mücadelesi hep havada yere bomba atmakla, var olan değerleri yok etmekle geçiyor. Bu gidişle, Ortadoğu coğrafyası hep böyle gideceğe benziyor. Ne zaman bu bölgenin yer altı petrol kaynakları biterse belki de o zaman bu bölgedeki karışıklıklar biter.
Kendilerini süper güç olarak, dünyanın kendi silahlarıyla yönetileceğine inanan güçlü silah babası ülkeler ise, bir yandan silahlarını bu ülkelerde deniyor bir yandan da bu ülkelerde zayıf halkalar oluşturarak yer altı fosil yakıt kaynaklarını alabildiğine sömürüyor. Suriye’de kendi halkını yok etmek için Rusya’dan medet uman rejim, kendi sarayında rahat uyumaya çalışırken, Rusya, Suriye’de tam yerleşip, üs kurmaya çalışıyor. Amerika keza Suriye’de Türkiye’yi güney sınırında sürekli rahatsız edecek bir kaç terör örgütünü tüm sınır boyunca silahlandırıp, Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak istiyor.
Türkiye’nin de “insan hakları” yönünden, karnesi fazla yüksek puanlı bir ülke değildir. Birçok eksiklikleri varsa da, komşularına bakıldığında yaşanması özlem duyulan bir ülkedir. Her ne kadar son yıllarda özellikle kadınlara yönelik şiddet, töre cinayetleri gibi olumsuzluklar var ise de, bunların aşılması yönünde önemli kuruluşların karşı tepkileri de var.  
Burada üzerinde durulması gereken; ülkemizde eğer insanca yaşamak isteniyorsa; devletin devletliğini yapması ve TBMM’sinin insan hakları yönünden yeni oluşumlarla AB kriterlerine kendi insanı için yaklaşması, olumsuz karne notlarının bir an önce temizlenmesi gerekir. 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    banner12
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SPOR TOTO SÜPER LİG
    Tür seçiniz:
    SAYFALAR
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV