TEKİRDAĞ’IN DEREBEY KALINTILARI
banner57

Yüzyıllardır değişmeyen bir kaderi paylaşıyoruz

Trakya insanının Güney Doğu insanıyla özdeş bir kader bu bahsedeceğim konu.

Köklü geçmişin bu derebey kalıntısı ağalardan söz ediyorum.

Büyük bir köy olarak gördükleri Tekirdağ’ı, ve en önemlisi de içinde yaşayan insanları bir şekilde maraba olarak görme alışkanlığından vazgeçemeyişleri maalesef bu kenti ve bölgesini geri bırakıyor.

Urfa modeli bu ağalık düzeninde garip gelecek sizlere ama, kökeni Urfa’ya kadar uzanan akraba ilişkileri ve kök bağları var.

Ağalık düzeni, doğudan sürgün bu zengin hayatların Trakya’da yeniden dirilttikleri bir yaşama biçimidir.

Tekirdağ’ın en meşhur aileleri var bu derebey kalıntısı ağalar arasında.

Siz onları Trakyalı hatta Tekirdağlı zannedersiniz. (Kendilerini öyle yutturmuşlar.)

Siyasetin içine de çöreklenerek devletin yatırım akışını bölgede yıllar yıllardır denetlemiş ve kontrol etmişler.

Trakya’nın bu sürgün ağabey kalıntısı aileleri, zamanla yeni feodalitesinin kalıntısı olarak bu kentin finansal akışını elinde tutarak, gelişmenin önüne set kurmuş hatta bölgenin geri kalmasının da birinci sorumlusu olmuşlardır.

Geniş arazi sahibi olan bu aileler, gücü de kontrol ettiklerinden bugün bu kentin sosyo-ekonomik geri kalmışlığının da sorumlusudurlar.

Tarihte Osmanlı’da  ilk mülk edinimi 1877’de Osmanlı Rus harbi ile başlar.

Tapu kayıtlarının ilk başladığı yıllardır ve devlet arazisinden şahsi mülke geçiş dönemidir.

Devasa arazilerin tek kişinin mülkiyetine verilerek oluşturulan yeni derebeyler, milyonları köleleştirmiş ve imparatorlukların da bir nevi sonunu getirmiş.

Oysa küçük aile işletmeleri tarımda çok önemlidir ve Doğu Roma’yı Batı Roma’dan daha fazla ayakta tutan da bu sistemdir.

Bu mono kültürü yücelten anlayışı ne yazıktır ki, Osmanlı ağalık düzenini yok etmek adına verdiği mücadeleyi kaybetmiş, Cumhuriyet dönemi de belli noktaya taşıyamamıştır.

Türkiye Cumhuriyetin de 1934-36 de Trakya da ve Türkiye de hükümet binaları yanmış, bu yangınlarda en önemli zararları da tapu daireleri görmüştür neden?

(Dikkat edin, o tarihler de gayrimüslimlerin tapu kayıtları maalesef el değiştirdi.)

Gene 1971 12 Mart’ından sonra toprak reformu kanunları çerçevesinde gerçekleşecek olan toprak reformunda, 67 ilden doğudan Urfa, Batıdan da Tekirdağ  pilot vilayet olarak seçildi! Batı’yı ve Doğu’yu temsil eden iki uç örnekte de sonuç başarısız oldu. Başarılsaydı neler olurdu üzerine kafa yormaksa, bilim insanlarına kalsın.

Cumhuriyet dönemi ile birlikte hakim siyasetin de içinde aktif rol alan bu derebey kalıntısı ağaların, ön gördükleri kadarı ile yetinen kentler ve yakın bölgesi; maalesef günümüze gelindiğinde tartışmasız geri kalmışlığın pençesindedir.

Ağalar siyaset sahnesinde boy göstermeye başladıkları an itibari ile maalesef bölgelerinin gelişmesine katkı koymak yerine bölgelerindeki hakimiyetlerinin devamı adına bölgelerinin geri kalmasında rol almışlardır.

Bu modern çağın derebeyleri olan ağalar, siyaseti tam bir araç olarak kullanırlar.

Belediye başkanlarını seçtirirler, kimin hangi göreve geleceğini belirlerler. Belediye başkanlarının arkasında görünmeyen yöneticidirler onlar.

Ağalık ve derebeylik kültürü gereği bunu sonraki kuşaklara aktarırlar.

Kentli siyasette ve toplumsal sorumluluk üstlenme de bu ağalara “ben maraba değilim” diyemediğinden, bir süre sonra bu ve benzeri kişileri siyasi ve ekonomik nimet olarak görme eğilimini benimser. Sonraki kuşaklara da bu anlayışı miras bırakılır.

Kitleler halinde benim ihtiyaçlarımı gider diye bu adamlara giderler.

Bu kimin işine gelir?

Elbette ki, bu derebey eskisi yoz ağabeylik anlayışını toplum kültürünün bir parçasıymış gibi işine geldiği gibi kullananların işine gelir.

Derebeyliğinin hüküm sürdüğü bölgedeki gücünü siyasetin içinde de kullanarak eline yüzüne bulaştıran maskaraları ise burada hiç yazmıyorum. Onları zaten tarih hatırlamıyor bile.

Toplumu ayakta tutan kültürdür.

(Görevi memuriyet olsa da belediyeyi derebeyi gibi yönetmeye kalkanlara da zaman içinde rastlamadık mı?)

Küçük esnaf çocukları okula gidip sınıf değiştirince, idari model olarak seçtiği şeyde haliyle genlerine işleyen derebeylik anlayışı oluyor.

Şükür ki, bu derebey kalıntılarını tanıyor biliyoruz. (Hem de yedi cedlerine kadar.)

Camii yaptırarak, bir iki yoksul giydirerek ruhlarını rahatlatma çabalarının bu kişilerin işledikleri günahlarını örter mi bilinmez.

Bu Tekirdağ’ın 2014 Türkiye’sin de geldiği durumu değiştirmiyor.

Türkiye’de şehirli nüfusu %80’lere çıkarken, Tekirdağ’da gelişme adı altında köyden kente kontrolsüz göçün faturası olan gıda ve kira giderleri yükseldikçe, yeni çağın çakma derebeylerinin kanı bitleniyor.

Yeni iş sahaları açarak, istihdam yaratmakta kentin zenginlerine değil; dışarıdan gelen yatırımcıya kalıyor.

Kentin zenginleri konut yatırımlarıyla devlete ve ya konut olarak kiraladıkları mülklerle ağabeyliklerine devam ederler.

Evet araştırıldığında görülecektir ki, devlete kiralanan binalar da hep bu kişilerin binalarıdır.

Kolaylaştırılmış bir hayat yaşarlar, zorlaştırılmış hayat ise diğer maraba kesime kalır.

Son cümle olarak şunu diyebilirim ki;

Ağabeyler, kendi zenginliklerini kamuya ihale edip, buradan gelecek gelirleri kendine maletmeyi severler.

Gelişmenin önüne geçebilmek adına kiralık kalemler ve çığırtkan tutar, gene ezberlerinde ne yazık ki, ısrar ettirirler.

Bu yapıyı fark etmek gerek.

Mülkiyet ilişkilerin de derebeylerin çıkar bağları vardır.

Toplumun bu sahte putlarının yıkılmasında söz sahibi olmayan kitlelere de toplum denmesi mümkün müdür?

Toplum, bu derebey eskisi ağabeylerin güç zehirlenmelerini kaşıyıp durmaktan vazgeçtiğinde, güç erk akışı toplumsal aydınlanmalarla aşıldığında…

Biz çağdaş ve modern Tekirdağ’ı istiyoruz dediğimiz de…

Bir şeyler değişebilir.

Yoksa geri kalan her konuşulan ve yazılan sadece tarihin tozları arasında kalır.

Bir değişim olacaksa bugün yeniden olmalı.

Arzulanan değişim Tekirdağ’a çok iyi gelecek.

Haber Merkezi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.