MEDDAHIN GÖRDÜĞÜ RÜYA
banner57

Sokak aralarında dolaşır,

Elinde sopası başında kavuğuyla

Kahve kahve, Meydan meydan dolaşırdı Tekirdağlı zikri…

Her şeye yetişecek bir lafı,

Her olaya uyacak hikayeleri vardı.

Osmanlı’nın en şaşalı günlerinde zirvedeydi.

Hamamlar, sokak araları, çeşme başları zikriden sorulurdu.

Ermeni asıllıydı asıl adı Ziazan olmasına rağmen

Müslüman mahallesinde Zikrî derlerdi ona.

Her kes ondan söz eder, edildiği anda orada biterdi.

O nedenle de kendisine Zikrî lakabı takılmıştı.

Güldüren, güldürdüğü kadar da düşündüren sufi ruhlu biriydi.

Kalender bir hayatı olduğu gözlenirdi.

O insanların yüzüne tebessüm kondurmayı severdi.

Buruş buruş yüzünde koca bir yaşamın ayak izlerini görmek mümkündü.

Çocukların espri yapmasa da güldüğü devrin komiklerinden biriydi.

Sesi ve nefesi anlattıklarıyla birlikte Tekirdağ’ın dar ve bayırlı sokaklarında kaybolup gitse de…

Zikri’yi anmak gerek…

Zikri meddahlığına başlamadan evvel, şarabını yudumlar ve “Bağına, toprağına, kızına, kızanına kurban olsun Zikri Tekfurdağ’a der” başlardı gösterisine.

Yaşlılara takılmayı sever, gençlerle eğlenirdi.

Rum, Ermeni, Yahudi kadınların eğlencesiydi Zikri.

Kadınlara özel gösterisinde hafif müstehcen esprileri ortalığı kırar geçirir,

O şen kahkahalar, Marmara’dan esen rüzgarlarla kentin sokaklarına karışırdı.

Kentin delikanlıları sevdiklerine ufacık bir mani okutmak için Zikri’yi yedirir, içirirlerdi tıkabasa.

Zikri’nin gösterileri sevgililerin birbirine gönderdiği canlı mektup gibiydi.

O devrin evliliklerinde oldukça büyük payı olan Zikri’nin doğan ilk çocuklara da isim babalığı yapmak gibi özelliği vardı.

Günler ayları kovalarken bir anda beliriveren tarafıyla Zikri yaşlanmış,

Elden ayaktan düşmeden kabuğuna çekilmek istese de halkın sevgilisi olduğundan mesleğinde emekli olamayanlardan biri olarak gösterisine son zamanlarında dahil olan bastonuyla eski günlerini yad ediyordu.

Alkışlar, naralar içinde hayatla vedalaşırken

Dönemin kadısıyla da en iyi geçinen kişiydi.

Kadı ile son görüşmesin de gördüğü bir rüyadan söz etmişti.

Fırtınalı bir denizde beliren bir gemiden inen bir devlet büyüğünden söz etmişti.

Gemiden inip atına binen bir prensten bahsetmesi kadıya inandırıcı gelmese de…

Çok geçmeden bir ay sonra Macar Prens Rakoczy’nin kente geleceği duyurulmuştu.

Kadı şaşkındı.

Zikri’nin rüyası geldi aklına.

Prensin kente ayak basar basmaz yapılacak karşılama ve onuruna verilecek yemekte Zikri’nin de gösteri yapması için emirler yağdırıldı.

Büyük bir sofa da yemekler hazırlanmış, masalarda kuş sütü eksik.

Kandillerin aydınlattığı geceye ürküten ve merak salan görüntüsüyle salınan Zikri,

Başlar gösterisine o gece öyle bir gösteri ortaya koyar ki, Yahudisi, Ermenisi, Rumu, Müslümanı kırılır gülmekten.

Prens Rakoczy ve beraberindekiler bu gülüşlere tercüme edildiğinde eşlik ederler ve halkı bu kadar avucuna alan birinin ödüllendirilmesine karar verir.

Gösterisinin sonunda Zikri’ye bir kese para takdim eder.

Zikri bereketli bir gecenin ardında Macar Prensi’nin ve beraberindekilerin de alkışları arasında karanlıkta kaybolur.

Anılarda kahkahalarını bırakarak ortadan kaybolan Zikri’yi o geceden sonra bir gören olmaz.

Haber salarlar dört bir yana ama, ulaklar bir ipucuna dahi rast gelmezler.

Zikri ortadan yok olur gönüllerin ereni olur.

Müslümanı, Yahudisi, Rumu onu her tebessümle yüzyıllarca yad ederler.

İnsanların yüzlerine tebessüm eden Zikrî, Prenslere bile gösteri yapan efsane meddah olarak halkın gönül tarihinin tozlu yaprakları arasındaki yerini alır.

Ramazan eğlencelerinin bu büyük ustasına rahmetle.

Hayırlı ramazanlar.

 

 

 

Haber Merkezi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.