Daha çok yalnız kalıp, daha çok hayal kuracaksın. Üzülme. Daha fazla konuşmalar, görüşmeler ve yeni insanlar olacak hayatında. Her şey “gönderilmek” değildir ama her şey “gitmek” olabilir.
Bu tıpkı okuduğun bir kitabı yarıda kapatmaya benzer ya da kitabın yarısının olmamasına, kitabın kendi kendine aldığı kararla silinip gitmesine. Düşün. “Düşün” diyorum. Sen yarısında kapatmadın bu sefer, “kitap yarıda bitmeyi istemiştir” diyorum. İnsanları yazmak günah işlemeye benzer ve ben hepinizden daha günahkarım. Ayrıca beni yanmakla tehdit etmeyin. Ne ben cehennemi küçümsüyorum, ne de sen benim yazılarak kendini yakmış olan insanlarımın ateşini küçümse istiyorum.
Şişeler ve yıldızlar, birer birer kayarlar gözlerimin önünden. “Sabırlı olmak, zayıfların işidir.” derdi bir dostum. Eskiden ama. Hatta öyle eski ki fosilleşmiştir bile. Kendisi değil elbette, bunu söylediği o düşünceleri. Şimdi bambaşka bir hayatı var. Bu cümleyi şimdi karşısına bam diye çıkıp “Sen söylemiştin bana.” demeden, “Bir kitapta okudum, bir filmde duydum” desem, “Anlamadım ama sabrın sonu selammettir, kafan karışmış senin dostum” der. Aranızdan biri, içinizden olan eski bir dost işte. Neden bu kadar uzattıysam bu konuyu…
Yara almak; kandırılmaktır. Acı çekmek ise papyonlu bir giyisiyle cevap verememektir. Bir durakta beklemek ise evet, zayıflıktır. Hiç bir insan güçlü gösterdiği yanlarını ve becerilerini zayıflıkları olarak anlatıp o denli bir form değişimine giremez. Böyle konuştuğuma bakmayın şimdi, sizin bakmanız gereken nokta; önünüzdeki yol ya da geçmişiniz. Öyle ya, hayaller kimin umurunda olsun ki. Bazen kendime başkasının gözüyle bakıp sorular soruyorum ve kendimi acayip kırıyorum. Ne var ki, o cevapları size vermediğimden hala aranızdayımdır belki. Her şeyin ihtimalli olması da midemi bulandırıyor. Güzel yazılar yazmak, güzel insanlarla yürümek, güzel muhabbetler, güzel filmler ve güzel güzel güzel… Bunca güzel şeyin içinde çirkin kalabilmek, olan biten ne varsa hepsini de fark edebilme yeteneğini verir insana. Bir nevi, kullanılmak; alışmaktır. Bana sorarsanız, alışkanlıkların hepsinin de canı… Anlatmak istediğim hiç bir şey yoktu. İstediğimiz ne varsa anlamlı olmak zorunda mı? Ki yazmaktan ya da okumaktan da bari bir menfaatimiz olmasaydı, iyiydi. Bu artist hayatımın evde unuttuğum anahtarını; kendi ellerimle, kendi suratıma dışarıdan çarptığım kapılarına armağan ediyorum. Nefret etmediğimi sanmayın fakat kapılar hariç. Bencil olmak için daha çok kendine değer vermemen lazımdır.
Unutmadan, bana göre bütün arılar şeker hastasıdır. Bütün çiçekler de acımasız bir kapitalist düzenin işlenmesi gereken kaynağı. Geç oldu, gidiyorum ben. Daha merak etmemem gereken ve onları umursamadan yoluma devam edeceğim binlerce insan, onların içinde de; şimdi ya da birazdan koptu kopacak iplerle oynatılan bir gezegen var. Ah pardon, “Umursamadan” mı dedim ben? Evet öyle demişim. Tamam sorun yok.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.