ÖDÜLLÜ BİR KENT “SEUL”
banner57

Güney Kore’nin başkenti ve en büyük metropolü olan Seoul. 10 milyon kişiyi barındıran 2000 yıldan öncesine dayanan tarihi ile ödüllü bir kent. M.Ö. 18 yılında Kore’nin Üç Krallığı’ndan birisi olan Baekje tarafından kurulan Seoul, Joseon Hanedanlığı ve Kore İmparatorluğu döneminde başkent olmayı sürdürmüş. Şehrin metropol bölgesi Changdeok Sarayı, Hwaseong Kalesi, Jongmyo Tapınağı ve Joseon Hanedanlığı Anıtı olmak üzere 4 adet UNESCO Dünya Mirası alanına sahiptir. Kent, dünyanın en çok ziyaret edilen ulusal parkına da sahip Bukhan dağlarıyla çevrilmiştir. Guinness Dünya Rekorlarına sahip modern mekanlar arasında dünyanın en büyük üstü kapalı eğlence parkı Lotte World, dünyanın en uzun köprü şelalesi Moonlight Rainbow Fountain ve dünyanın en büyük sinema ekranına sahip Times Square CGV Starium vardır. K-Pop ve Korean Wave’in doğum yeri olan Seoul dünyanın en çok turist çeken kentlerinden biridir. Seul, 773.9 milyar dolarllık GDP ile 2012 yılında Tokyo, New York ve Los Angeles’ın ardından dünyanında dördüncü büyük metropol ekonomisi olmuş. Seoul 1986 Asya Oyunları’na, 1988 Yaz Olimpiyatlarına, 2002 FIFA Dünya Kupası’na ve 2010 G20 Zirvesi’ne ev sahipliği yapmıştır. 2010’da UNESCO tarafından World Design Capital ödülüne layık görülmüş.

 

İNSA DONG SEUL’ÜN KALBİ

 

En son İnsa dong ve yakın çevresinde geziyorduk değil mi? O halde Kore’nin tarihinde haklı bir üne sahip Joseon Hanedanlığı (1392-1910)nın izlerini sürmüş,  Dohwawon sokakta yer alan ressamları ziyaretimizin hemen ardından. Kendimi kültür ve sanat ile yoğrulan cadde ve sokaklara bırakmışım buralar sanat için bir merkez olduğu bir gerçek. Ressamlar, esnaf ve sanat severler bu halk sanatları, seramik ve resim dolu benzersiz sokaklarda keyifle dolaşırken, bu sanat eserlerini de satın alma şansınız var. Ve en dikkat çekici yanı da cadde boyunca her adım başı bir kültürel etkinliğe rastlamanız.  Örneğin sadece İnsa dong ta bir turda rastladıklarınız bile başlı başına anılar yumağı oluşturabilir. Benim bulunduğum gün Yeni Zelandalı HAKA dansçılarının gösterisi vardı, hemen birkaç adım sonra Afrikalı gençlerin gösterileri ki görülmeye değerdi. Birkaç adım sonra geldiğiniz minik meydan da geleneksel Kore müziğinin en seçkin örneklerini sunan sanatçıların sokak şovlarına ahitlik edebilirsiniz. Sokağın kullanımını öylesine zenginleştirmişler ki, her adımda sizi şaşırtan ve keyifle seyahatinizi geçirmenizi sağlamışlar.

 

Seul’ü gezmenin en kestirme yolu turizm bürolarından elde edebileceğin,iz alternatif kent ve yakın çevresini gezme haritalarından birini edinmekle olur. Örneğin tarihi tapınakları gezip görme, doğal çevre, sanat etkinlikleri gibi farklı alternatif seçimleri haritalandırmışlar birini tercih edip anılarınıza anı ekleyebilirsiniz. (Bunu belirtmeden geçmek istemem Seul de sadece sokak graffitilerini görmek adına bile gezi haritası var.) Ben yürüme mesafesindeki tarihi mekanlar ve tapınakları tercih edip haritamı aldım elime başladım adım adım Seul sokaklarında kaybolmaya.

 

İŞGAL EDİLEN TAPINAKTAYIM

1998 Yılında Budist rahiplerce 40 gün boyunca işgal edildiği dönemde dikkatimi çekmiş olan Jogyesa tapınağına mutlaka gitmeliydim. Bulunduğum bölge de ve zaten yürüme mesafesinde olan tapınak giriş kapısından itibaren tarihi ve çevre düzenlemesi ile büyülüyor. Gökdelenlerin gölgesinde Kore’nin en büyük ve görkemli Budist Tapınağında olmak heyecan verici. Tapınak Kore Budizminin baş tapınağı. ilk Joseon Hanedanlığı döneminde 1395 yılında kurulmuş; Tapınak Modern görünümüne ise 1910 yılında ulaşmış. Yüzyıllarca "Hwanggaksa." Adı ile bilinse de 1954 yılında bugünkü  "Taegosa"  adı ile anılmaya başlanmış.  Jogyesa Tapınağı Seul merkezde yer alıyor. Gyeonji-dong, Jung-gu bölgesinde yer almaktadır. Bahçesinde anıt ağaçların dibinde yer alan dua yazıcılara ölenlerinize dualar yazdırıp çiçek bahçesine duanızı dikebiliyor, tapınağa para bağışında bulunup, mum yakabiliyorsunuz. Günün her saati kalabalık olan mekan turislerin de en çok ziyaret ettiği yer.

 

ULUSAL HAZİNELERİNİ YERİNDE GÖRDÜM

 

Jogyesa Tapınağından ayrılıp gene yürüme mesafesinde Wongaksa Budist tapınağına doğru gidiyorum. Tapınak ve geniş bahçesini bugün devasa bir cadde ve yer altından geçen metro ayırsa da bu bölgede yer alan ve Korelilerin ulusal hazinesi olarak gözleri gibi korudukları 1465 yılından kalma 10 katlı taş Wongaksa Pagoda ve gene 1471 yılında inşa edilmiş olan 16 m yükseklik ve 4 m genişliğindeki  Kaplumbağa stelini mutlaka görmek gerekirdi ben de öyle yaptım. Kore de yer alan en eski tarihi eser olan pagoda kurşun geçirmez camlarla kaplı ve özel havalandırmaya sahip Tagpol Parkın da göbeğin de yer alıyor. Caddenin tam karşısında yer alan Wongaksa tapınağının bahçesi olan bu yer artık modern yapılaşmanın birbirinden ayırdığı iki ayrı mekan görünümünde. Modern Kore tarihinde önemli bir yeri olan Park ufak olsa da içinde barındırdığı değerler paha biçilemez. Gün boyu ziyaretçi akınına uğrayan mekan da  bir başka önemli anıtta 1 Mart 1919 da Kore Bağımsızlık İlanın ilk okunduğu yer olması anısına dikilen anıtlarda burada. Koreli vatanseverleri temsil eden kabartma heykeller, Bağımsızlık Anıtı bildirisi ve Han Yong-un bir şiiri de buradaki anıtlarda yer almaktadır.

 

 

HER VEDA BİR SÖZ VERMEDİR “YENİDEN GÖRÜŞMEK ÜZERİNE”

 

Kore’de geçirilen günler özel anılarla doluydu. Her seyahatte gezilip görülen yerlerle vedalaşılır. Ama Kore inanın bana zor vedalaşılan bir ülke. Daha görülmemiş o kadar çok yeri ve güzellikleri var ki, umarım ömür olur da yeniden bu güzel ülkeye keyifli bir seyahatim olur. Ben Koreden güzel anılarla ayrılıyorum. Özellikle de Geleneksel Türk Okçularının başarısını ülkemize taşıyor olmanın haklı gururu ile. Türkiyemin bir çok yerinden geçmişin bu özgün ve köklü sporunu yaşatma çabalarından dolayı bir kez daha geleneksel okçularımızı kutluyorum. Kore de birlikte olmamızı sağlayan Türkiye Geleneksel Okçuluk Federasyonu Genel Sekreteri Ömer Koç’a, Konya’dan Dünya Şampiyonu Kemankeşimiz Hasan Koç’a, Mehmet Koç’a, Dilanur Küçüktepe’ye,  Yozgat’tan Nadir Oflaz’a, İstanbul’dan Ali Yıldırım’a, Samsun’dan Civan Çelik’e, Sivas’tan Mehmet Şahin’e, Ankara’dan Derya Gürcan’a güzel arkadaşlıkları için, hala merak ettiğim ve cevabımı alamadığım sevgili Trakya Tarımın sahibi İlhami Özcan Aygün Kore’ye Tekirdağ’da üretilen tohum gönderiyor muyuz? Ve sevgili dost Haldun Güler, “her zaman daha uzakları bizlere anlatmalısın” öğüdün kulaklarımda her şey için teşekkür ederim iyi ki varsınız.

 

NE YEDİK NE İÇTİK?

Yediğin içtiğin sende kalsın neler gördün anlar bakalım denir ya, ben size neler yediğimden de kısaca bahsedeyim istiyorum. Kore restaurantlarında mutfakta genelde kadınlar çalışıyor. Bağdaş kurarak oturulan çık ahşap ağırlıklı geleneksel restaurantlar deneyimlenmeli. Kore de yemek yiyecekseniz meşhur Kimchi jigae denilen ve kansere de iyi geldiği söylenen çorbayla açılışı yapmanızı, bindaetteok denilen sebzeli pankek ile devam edecek bir lezzet serüvenine çıkmanızı tavsiye ediyorum. Kore de çok fazla yemek çeşitliliği var. Yoğun baharatlı ve kendine kas bir koku ve lezzeti var yemeklerin. İçecek olarak da Kore dizilerinde sık sık adı geçen Jinro Soju ( Pirinç likörü ya da rakısı)  içebilirsiniz. (Minik bir detay vermem gerekirse Koreliler Soju’yu genelde bira ile karıştırarak içiyor.)Kore de biz Türkler gene hazırlıklı gelmiştik. Burada güzel yemekler yapıp yemedik mi? Bolca bolca yedik emeği geçen herkese teşekkürlerimle.

 

TK 88’İN SIRRINA GELİNCE

Yazımın taa en başında sizlere daha sonra bahsettiğim dediğim, Türk Hava Yollarının TK 88 uçuşuyla Seul Incheon Hava alanına gittiğimizden bahsetmiştim. Seul sokaklarında yürürken geleneksel okçularımızdan sevgili Derya Gürcan bana bir şapka hediye aldı. Bunda ne var demeyin Türkiye’ye şapka kafam da döndüm dönmesine de Atatürk Havaalanında aldığımız şapkanın üzerinde 88 rakkamının büyükçe yazılı olduğunu fark ettik. TK 88 ile Seul’e uçmuş, şapka da 88 ile Türkiye’ye dönmüştük. Böylelikle Kore anılarımıza da 88 böylelikle işlenmiş oldu. Teşekkürler Derya. 

 

 

KORE SAVAŞINDA TÜRKLER

 

Kore deyince hepimizin aklına Kore Savaşı ve orada savaşan Türkler gelir. Mahalle sakinlerinden Koreli Kazım ağabeyimin anılarından dinlediğim Korede olmak ayrı bir heyecan. Burada şehid olanları rahmetle anarken Türkiye için de en önemli savaşlardan biridir Kore Savaşı. Kısaca tarihinden bahsedecek olursak; Güney Kore’deki ve Japonya’daki ABD varlığı Sovyetler Birliği ve K.Çin’i rahatsız ediyordu. Bu iki devletten destek alan K.Kore 25 Haziran 1950 tarihinde aniden saldırıya geçerek G.Kore’yi işgale başladı. Bunun üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi K.Kore’ye karşı askeri müdahalede bulunma kararı aldı. BM’nin savaş çağrısına olumlu cevap veren Türkiye, Birleşmiş Milletler Kuvvetleri’ne bir tugay ile katıldı. Kurtuluş Savaşı’ndan beri savaş alanlarına girmemiş olan Türk askeri, Kore Savaşı’nda destan denebilecek kahramanlık örnekleri vermiştir. Bu savaş Türkiye’nin 1952 yılında NATO’ya alınmasında da çok önemli bir rol oynamıştır. Kore Savaşı’na 16 ülke askeri birlik ile 6 ülke ise tıbbi yardım araçlarıyla katılmışlardır. İlk kafilesi 25 Eylül 1950 tarihinde İskenderun limanından hareket eden, Tuğgeneral Tahsin Yazıcı’nın emir ve komutasındaki 5083 kişilik Türk Tugayı 18 Ekim 1950 tarihinde Kore’nin güneyindeki Pusan Limanına ulaşmıştır. Türk Tugayı iki gün sonra kuzeydeki Taegu şehrine intikal ederek BM Kuvvetleri’ne katılmıştır. Kore’de savaşan her tümenin bir kapalı ismi vardı. Türk Tugay’ına da North-Star (Kuzey Yıldız-Kutup Yıldızı) ismi verilmişti. Kore Savaşında Tugay’ımızın toplam zayiatı; 767 subay, astsubay ve er’dir. (218 şehit, 455 yaralı ve 94 kayıp) Kore de şehitlerimizin ruhlarına dualarımızı ediyor, geride kalan gazilerimize de uzun ömürler diliyoruz.

 

Bir başka seyahatimde yazı ve belgesel çekimlerimle göz göze, yürek yüreğe gelmek dileklerimle…

 

“SEYAHATLE KALIN” Sevgili dostlarım…

Haber Merkezi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
metin tavukçuoğlu 6 yıl önce

tekirdağımızda böyle aktif gazeteci dostlarımızın ve kardeşimizin olduğunu bilmek çok güzel 1 duygu.kardeşim mesleğinde başarılar diler saygılarımı sunarım.