DÜNYA ŞAMPİYONLUĞU TÜRKİYENİN
banner57

DANYANG DAĞLARI MANZARALI FESTİVAL

 

Güney Kore’nin en  engebeli yaklaşık %87’si dağlık olan Danyang, Vadi ve tepelerde yerleşilmiş. Yüksek dağların arasından 23 km boyunca akan Namhan nehri kıyısında buna bağlı kollarla birleşerek görselliğine kolay doyulmayacak muhteşemlikte bir manzaraları yaşama sunan bir coğrafya burası. Aslında bizler Güney Kore’ye en ziyaret edilebilir mevsim de Sonbahar’da geldik. Kış mevsiminin oldukça sert yaz aylarının ise nemli ve sıcak geçtiği bu ülke de en rahat edilecek mevsim sonbahar. Geleneksel Okçuluk Festivaline ev sahipliği yapan Danyang 37.320 kişilik nüfusu ile dağların eteklerine ve nehir kıyısına yayılmış oldukça sakin bir kasaba. Fakat eminim ki, yazları hatta Kışları burası nüfusunu ona katlıyordur. Her yer hoteller, reasort’larla dolu.  Üç ulusal parkla çevrili, mağaralar ve tapınaklarla ve göllerle zenginleşen bir dinlenme yöresi de aynı zamanda. Kısacası Danyang Güney Kore’nin ekstrem spor merkezi konumunda rafting, nehir kanosu, özellikle de yamaç paraşütü oldukça revaçta, jet sky gösterileri, dünyanın sayılı akvaryumunun da bulunduğu sakin ama oldukça modern bir kasaba.

İşte sevgili dostlar Güney Kore’nin Cennet bir köşesi hatta Kore’nin kalbi denebilecek Danyang’da bu yıl 8.si düzenlenen Geleneksel Okçuluk Festivali WTAF (The 8th World Traditional Archery Festival)  böylesi bir manzaraya sahip bir cennet köşe de düzenleniyor. Danyang’ın şehir stadın da gerçekleşen müsabakalar oldukça heyecanlı geçerken, adı da üzerin de geleneksel okçuluk festivali bu, içinde her milletin geçmişlerinin köklü mirasını barındırıyor. Otantik kostümler oldukça dikkat çekici. Festival alanı rengarenk sanki geçmiş zamanların yeniden gün yüzüne çıkmış hali söz konusu. Korelilerin spora ve sporcuya yaklaşımları örnek alınacak boyutta. Burada gördüklerim çok etkileyici.

 

GURURLUYUZ

 

35 Ülkenin sporcularının katılımı ile gerçekleşen Festival’de Türkiye ekibi gerek isabetli atışları gerekse de geçmişe ait kostümleri ile göz kamaştırıyor. 5 günlük yoğun ok atma yarışları sonuna gelirken Türkiye takımından Hasan Koç arkadaşımız düzenlenen müsabakalarda oldukça güçlü ve iddialı rakipleri arasından sıyrılarak dünya şampiyonluğunu kazanmış hepimizi ülkemizden 13 bin km uzaklarda gururlandırmıştır.  Kendisini ve Türk takımını kutluyorum. Ödül Töreni Daemyung Reasort hotelimizin balo salonunda gerçekleşiyor. Herkes sonuçların açıklanmasını bekliyor. Muhteşem yemek çeşitleriyle zenginleşen gece de  Türkiye’nin Dünya Şampiyonluğu açıklandığında ki duygularımı kelimelerle ifade etmem mümkün değil. Hele de Hasan Koç kardeşimin isminin açıklanması ile sahne de ödülü ve madalyası takdim edildikten sonra göğsünden çıkardığı şanlı Türk Bayrağımızı öperek alnına götürmesi ve havaya kaldırdığı an işte tam bana göre o andı. Türk takımını bu başarılarından dolayı kutluyorum. İlk kez katıldığım böylesi bir uluslar arası müsabaka da Dünya şampiyonluğumuza şahitlik etmek benim için büyük şanstı. Geleneksel ata sporumuz olan Okçuluğun yurt dışında dünya şampiyonluğu kategorisine taşınarak temsil edilmesinden gururluyuz. Ülkemiz geleneksel ata sporlarına gerekli özeni gösteriyor mu bilemem ama bu spor dalında bu kadar özverilerle mücadele eden ve ülkemizi başarı ile yurt dışında temsil eden milli sporcularımızın ve bu sporumuzun daha fazla devlet desteğine ihtiyacı olduğu kanaatindeyim. Türkiye Geleneksel Okçuluk Federasyonunu kendi adıma da kutlamam gerek. Federasyon Genel sekreteri Ömer Koç WTAF hakemi  olarak Kore’de  oldukça saygı görüyor. Bu ata sporumuzun hak ettiği ilgiyi görmesi adına da özverili bir çabası var. Bu yıl bizleri Federasyon Genel Sekreteri Ömer Koç’un önderliğinde Kore de başarıyla temsil eden sporcu Kemankeşlerimiz Konya’dan Ömer Koç, Hasan Koç, Mehmet Koç, Dilanur Küçüktepe kardeşimin de buradaki müsabakalarda aldığı 2. liği var onu da yeri gelmişken bu başarısından dolayı kutluyorum.  Yozgat’tan Nadir Oflaz, İstanbul’dan Ali Yıldırım, Samsun’dan Civan Çelik, Sivas’tan Mehmet Şahin, Ankara’dan Derya Gürcan centilmence mücadele ettiler kutluyorum.

 

FESTİVALDE BİR İLK; MENZİL ATIŞI

Danyang’da bu yıl 8.si düzenlenen Geleneksel Okçuluk Festivali WTAF (The 8th World Traditional Archery Festival)  da bir ilk var. Geleneksel okçuluk müsabakalarında bir etap daha ilk kez ekleniyor. Geleneksel Türk Okçuluğunun bir başarısı aslında bu. Osmanlı’nın alameti farikası olan bu atış stili gerçekte özel yapılmış yaylar ve çok hafif oklarla mümkün olan en uzak mesafeye ulaşmayı hedeflemektedir. Osmanlı’da Menzil atışı, Yay ve Ok’un 17. yy ortalarında savaş meydanlarında çekilip daha çok sportif amaçlı kullanılmaya başlanmasının ardından  sonra ortaya çıkmıştır. Günümüz teknolojisi kullanılarak yapılan yaylarla atılan menzil atışlarında Osmanlının kemankeşlerinin eriştikleri mesafelerin özellikle de Tozkoparan İskender’in 845,9 m lik rekorunun yanına dahi yaklaşılamamaktadır. Dünya’da ilk kez uluslar arası bir müsabaka da menzil atışları da müsabakalara dahil ediliyor. Bu konu da Türkiye Geleneksel Okçuluk Federasyonu’nu kutlamak gerek Osmanlı Puta’sından sonra Menzil atışını da bu müsabakalara sokmaları ciddi bir başarıdır. Danyang’da trafiğe kapatılmış nehir kıyısında ve dağların eteklerinde bir alanda gerçekleşen 500 m lik iki etaplı menzil atışını ünlü Macar yay yapım ustası Mónus József kazandı.

  

TEKNE TURU MUHTEŞEMDİ

Festivale katılan sporcularla nehir teknesini unutabileceğimi sanmıyorum. Danyang’ın 37 bin nufusuna rağmen devasa turizm yatırımlarına sahip olmasının ardındaki sır burada saklı işte dev kanyonlarda  gözün görebildiği her yer yemyeşil ormanlarla kaplı. Doğaya sahip çıkılan bu yöre de turizm adına neye ihtiyaç varsa tesis edilmiş. Tekne de 35 ülke sporcusu arkadaşlıklarını derinleştirerek, ülkelerinden söz ederken, tekne de çalınan müzikler eşliğin de danslar edilip şarkılar söyleniyor.

 

GELENEKSEL TÜRK OKÇULUĞU

 

        Türk tarihinin Orta Asya’ya uzanan derinliklerinde ata sporu olan okçuluk, yüzyıllar boyunca geleneksel özelliğini muhafaza etmiş, ateşli silahların keşfinden sonra, giderek bir spor dalı olarak kültürümüz içindeki yerini almıştır.

         Türklerde okçuluğun M.Ö. 5000 yıllarında başladığı ve okçuluk ile ilgili ilk kuralların Oğuzlar ile gerçekleştiği görülür. Oğuzlar’ın Müslümanlığı kabulünden sonra ise daha da gelişen okçuluk, en parlak devrine Osmanlılar ile ulaşır. Osmanlılar döneminde, okçuluğu ciddi kurallara bağlayarak yarışma esası içine alan ve tesis kuran hükümdar Fatih Sultan Mehmet’tir. Her ne kadar Fatih’ten önceki bazı hükümdarların dönemlerinde çeşitli okçuluk yarışmaları yapılmış ise de, saha ve tesislerin oluşturulması Fatih Sultan Mehmet’in emri ile başlar. İstanbul’un fethinden hemen sonra, Kasımpaşa semtinde kurulan ve bugün ancak çok az bir bölümü korunabilmiş olan Ok Meydanı, Fatih’in bu spora verdiği büyük önemin bir göstergesidir.  Osmanlı İmparatorluğu döneminde hükümdar ve sadrazamların birçoğu okçu idi. Bunların içinde özellikle Sadrazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa’nın (1592-1644) okçuluk tarihi içinde özel bir yeri bulunmaktadır. Kara Mustafa Paşa, sadrazamlığı döneminde okçuluk ile ilgili bir ferman (kanun) yayınlamıştır. Bugün, aslı Topkapı Müzesi arşivinde bulunan bu ferman, spor ile ilgili ilk kanun olma özelliğini taşımaktadır.

           II. Abdülhamid’ten V. Mehmet’in ölümüne kadar geçen süre ise okçuluğun “Duraklama ve Gerileme Devri” olmuştur, Osmanlı’nın son döneminde ise okçuluk sanatkârları artık ellerindeki sanatı bırakarak başka işlere yönelmişler, bu işi yürüten kişi sayısı 3-5 kişiyle sınırlı kalmıştır.

           Cumhuriyet dönemiyle birlikte, 1923-1937 yılları arasında, eski Türk okçularının ailelerinden gelen üç beş kişi, aralarına hevesli gençleri de alarak, İstanbul’un çeşitli semtlerinde ok atışları yapmışlar ve geleneksel sporumuzu yürütmeye çalışmışlardır. Türk okçuluk tarihinin efsanevi ismi Tozkoparan’ın ikinci kuşak torunları olan İbrahim ve Bekir Özok ile, Türk okçuluğuna ilk kitabı armağan eden Mustafa Kani’nin torunu Vakkas Okatan, bu spora yakın ilgi duyan Prof. Necmettin Okyay, Hafız Kemal Gürses ve yine o devrin Beyoğlu Vakıflar Müdürü ve Milli Sporlar Federasyonu Başkanı Baki Kunter’in girişimleri sonucu kurulan Okspor Kurumu adındaki kulüp, Cumhuriyet dönemimizin ilk ciddi adımı olmuştur. İstanbul Beyoğlu Halkevi’nde, Ulu Önder Atatürk’ün direktifleri ile, milli sporumuz okçuluğu yeniden canlandırmak amacıyla 1937 yılında kurulan bu kulüp, Atatürk’ün ölümünden sonra himayesiz kalarak dağılmıştır. İlk bayan okçumuz olan Betül Diker (Or), o yıl yapılan 19 Mayıs gösterilerindeki atışları ile Atatürk’ün dikkatini çekmiş ve Ulu Önder, Halim Baki Kunter’e “Bu kız ile ilgilenin!” talimatını vermiştir.

 

Not: Geleneksel Türk Okçuluğu ile ilgili metin

http://www.bulcukspor.com sitesinden alıntıdır.

 

Yarın: Ah Seul sen ne güzel bir kentsin…

 


Haber Merkezi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.