15 Kasım 2018 Perşembe

DUAYEN GAZETECİ HAYATINI KAYBETTİ

DUAYEN TİYATROCUNUN TORUNU, DEDESİNİN YOLUNDA

Ömrünün 50 yılını tiyatroya adayan, sanat hayatı boyunca onlarca tiyatro oyununu sahneye koyan, Tekirdağ’a tiyatroyu sevdiren, aynı zamanda Kiraz Festivali’nin de öncülüğünü yapan duayen tiyatrocu Yılmaz İçöz’ün torunu Baran İçöz, ikinci filmini sinemaseverlerin beğenisine sundu.

23 Temmuz 2018 Pazartesi 12:54
Bu haber 2504 kez okundu
DUAYEN TİYATROCUNUN TORUNU, DEDESİNİN YOLUNDA

 DUAYEN TİYATROCUNUN TORUNU, DEDESİNİN YOLUNDA

 

Ömrünün 50 yılını tiyatroya adayan, sanat hayatı boyunca onlarca tiyatro oyununu sahneye koyan, Tekirdağ’a tiyatroyu sevdiren, aynı zamanda Kiraz Festivali’nin de öncülüğünü yapan duayen tiyatrocu Yılmaz İçöz’ün torunu Baran İçöz, ikinci filmini sinemaseverlerin beğenisine sundu.

2002 yılında dünyanın en uzun süreli amatör tiyatro grubu olarak Guinness rekorlar kitabına giren Namık Kemal Bölge Tiyatrosu'nun kurucusu Yılmaz İçöz’ün torunu Baran İçöz, Tekirdağ’dan İstanbul’a taşındıktan sonra sinema alanına yöneldi. Daha önce yabancı film festivallerinden ödül alan, başarılı bir kısa film çeken Baran İçöz, geçtiğimiz günlerde Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerinden tanıdığımız Kubilay Tunçer’in de rol aldığı “Kurbağalar” adlı 40 dakikalık filmini internet üzerinden yayınladı. Genç yönetmen bu filmini dedesi Yılmaz İçöz’e adadı.

1988 yılı Tekirdağ doğumlu Baran İçöz,  İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünden bu dönem mezun oldu. Önümüzdeki dönem de Felsefe ve Toplumsal Düşünce yüksek lisans programına başlamayı düşünüyor.  “Daha önce bir kısa film çektim. O zaman biraz hissettiğim, şimdi  de emin olduğum bir şey varsa ben kısa film çekmeyi beceremiyorum.” diye sözlerine başlayan İçöz, sinemaya atılmasının ilk anlarını şöyle anlattı: “İstanbul’a taşınmamın sebebi sinema eğitimi almaktı. Fakat bunu klasik akademi geleneği içinde de yapmak istemiyordum. Daha çok kısa denemeler yapmak, fotoğraf çekmek, takip ettiğim yönetmenlerle tanışmak için gelmiştim. Daha sonra 2009 yılında sinema eğitimi almaya başladım ama yarım bıraktım.” Eğitimini yarım bırakmasını ise “Kendini beğenmişlik ya da kibir ya da her ikisini birden diyebilirsiniz fakat bildiklerimden daha fazlasını öğrenemedim. Film okuma, film tarihi vs. gibi derslerde beklediğimi bulamadım.” sözleriyle açıklayan İçöz, sinema alanında gelişmek için eğitimin kesinlikle şart olmadığını düşündüğünü belirtti. “Dikkat ederseniz dünyaca ünlü hiçbir yönetmenin sinema tv mezunu olmadığını görürsünüz. Ama sinema tabii ki yönetmenlikten ibaret değil. Teknik kısımlarında (görüntü yönetmenliği, kamera, ses vs.) ilerlemek istiyorsanız o zaman tabii ki eğitim almalısınız. Aslında bir film çekmek için en önemlisi gözlem yapmak. Ne istediğini bilmek. Çok film izlemek ve okumak. Filminizi birilerine sunmak için değil de bir derdinizi en yakın arkadaşınıza anlatıyormuşçasına çekmek. Ödül kaygısı vs gütmemek. Bu kaygıyla işe başlarsanız daha baştan kaybedersiniz çünkü filminizi kendi gözünüzden değil jürinin gözünden görmeye daha setin ilk gününden ilk saatinden başlarsınız.” Şeklinde açıklamalarda bulunan İçöz,  sinema konusunda genç yeteneklere daha çok fırsat verilmesi gerektiğini söyledi.  “Kültür Bakanlığı yeni projelere destek veriyor. Ama tabii yeterli değil.” Diyerek bu konudaki fikirlerini açıklayan İçöz, Tekirdağ’ın sinema dalında kendini geliştirmek isteyen, özellikle üretmek isteyen sanatçılar için yeterli bir şehir olmadığını söyledi.

Baran İçöz bu konudaki düşüncelerini “İstanbul dışında hiçbir şehir yeterlideğil. Gerekli değer verilmiyor. Festivallere bakış açım tamamen değişmiş olsa da en azından Tekirdağ’da da bir kısa film festivali düzenlenebilir. Genç sinemacılar maddi olarak teşvik edilebilir. Hüseyin Pehlivan’ın hayatı dışında da  yazılan senaryolara çekim için destek verilebilir. Belediyelerin bakış açısı bu. Film dendiği zaman nasıl oluyorsa bunu şehir ya da o şehirde yaşamış görece ünlü insanların tanıtımıdan ibaret görmeleri. Sanki Tekirdağ’da yaşayan bir gencin yaşadığı şehir dışında hiçbir derdi olamazmış gibi. Zaten sorun hep dönüp dolaşıp maddiyata geliyor. Tekirdağ’da bu konuda teşvik yok. Aslında ülkemizde de pek yok. Eğitim sisteminin sonucu olarak tüm çocukları potansiyel bir ‘’bilim insanı’’ gözüyle gören bir sisteme sahibiz.” Diyerek ifade etti.

23 yaşındayken çektiği ilk filminin 23 dakika olduğu, yeni filminin ise 40 dakika olduğundan bahseden İçöz, aktarmak istediklerinin aslında daha da uzun olduğunu belirterek, 40 sayfalık senaryosunu 22 sayfaya indirerek filmini kısalttığını söyledi.

İlk filminin yurtiçinde birçok festivalde gösterilmesine rağmen ödül alamadığını, fakat yurtdışından üç tane ödül aldığını belirten İçöz, bunun sinema alanındaki hevesini hiç kırmadığını, ilk kısa filmini çekerken de zaten festivallerden gelecek ödüllerin aklında olmadığını, biraz da çevre baskısıyla festivallere gönderdiğini söyledi.

Konuşmasında ilk ve son filmini karşılaştıran İçöz, o günden bugüne dek özellikle bir karakter yaratmada, diyalog yazımında doğallığı yakalamada, hangi karakterin ne zaman nasıl davranacağını belirlemede yeni mezun olduğu bölümün çok katkısı olduğunu belirterek “Diyalog yazımı yönünden geliştiğimi fark ettim. İzlerken kulağa son derece doğal gelen, günlük hayattan oradan buradan duyduğumuz cümleleri belirli bir entelektüel kaygı ile senaryoya yedirmek çok zor bir iş. Geceleri tek bir kelime değiştirmek için uyandığım çok oldu.” Dedi.

İyi bir yönetmen olabilmek için hem çok izlemenin, hem çok çok okumanın, hem de çok denemenin önemli olduğunu, fakat en önemlisinin de keişinin kendinş entelektüel anlamda geliştirmesi olduğunu

“Bir derdiniz, bir sancınız olması gerek. Bunu görüntülerle, diyaloglarla aktarmanız gerek. Eğer düşünmüyorsanız, okumuyorsanız zaten bir derdiniz de olamaz. Olduğunuz halinizin size yeterli olmaması gerekir.” sözleriyle dile getirdi.

 “Kurbağalar” senaryosun fikrinin nasıl oluştuğunu ise şöyle anlattı İçöz:

“Aslında bu film James Joyce’un Dublinliler kitabında bulunan Suretler adlı hikayenin

bir uyarlaması olacaktı. Fakat yazmaya başladıkça bambaşka bir hal aldı. Aklıma

başka fikirler geldi. Hepsini harmanlamak isteyince de Joyce’un hikayesinden geriye

kalan sadece bir replik oldu. Bu da “Yakup’un Patron Reşat’a verdiği cevap: ‘’Bu soruyu bana sormamalıydınız efendim.’’”

Başta Yakup ardından da Galip karakterinin mizacından izler taşıdığını belirten İçöz,  “Mesela filmde Yakup karakterin uzun sayılabilecek bir tiradı var. Oradaki Yakup tamamen benim.” Dedi. Diyalogları kendisinin yazdığını dile getiren İçöz, “Yakup’un terastaki tiradı genel olarak Proust’tan ve Kafka’nın Açlık Sanatçısı adlı öyküsünden izler taşıyor. Ama ben bunu çok sonra filmi çekip izledikten sonra fark ettim.” Dedi.

Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerinden tanıdığımız Kubilay Tunçer ile tanışmasını ise şu sözlerle açıkladı:

“Bir zamanlar Anadolu’da da izleyip oyunculuğuna hayran kalmıştım. Sonra Ahlat

Ağacı’nda izleyip daha da hayran oldum. Müthiş yetenekli bir oyuncu.

Telefonunu buldum aradım. Senaryoyu okumak istedi. Okudu. Beğendi ve kabul etti.

Sonra Nişantaşında bir kafede buluştuk ardında da provalara başladık. Daha doğrusu bir iki prova aldık. Ama uzun sürdü.”

Filmi çekerken en çok Galip’in evindeki sahnede çok zorlandığını belirten İçöz “Tek plan olacaktı. Fakat şiir okunurken Yakup’un ifadesini de almamak içime sinmedi. Buna rağmen şiir dışı kısımlar uzun diyaloglardı. Dört oyuncu ve tek plan. Her birinin sürekli bir şeylerle uğraşması aynı zamanda kendi karakter özelliklerini de yansıtması gerekti. Tek plan çekmeyi çok sevdiğimden o sahnede çok tekrar aldık. Teras sahnesi de tek plandı. Ama iki oyuncu vardı orda da tekrar aldık ama görece daha kolay oldu. İçime sinmeyen yerler var tabii. Ama ne yaparsam yapayım zaten asla içime sinmezdi. Ne kadar “tamam bu oldu’’ deseniz de aklınızın bir köşesinde ‘’Bir kere daha çeksek aslında daha da güzel olabilir’’ sürekli duruyor.” dedi.

“Kurbağalar” ı film festivallerine göndermeyeceğini vurgulayan İçöz, bu konuda ise fikirlerini şu sözlerle belirtti: “Sadece film çekmek ve bunu da bizim gibi düşünen, hisseden birkaç kişinin izlemesi bana yeterli göründü. Benim amacım aslında üretmekti. Bir ressamın resim yapması gibi ben de film çekmek istedim. Bir şeyler üretmek istedim. Fakat ürettim ve bitti. Festivallerin onayına, ödüllerine önem vermiyorum. O yüzden hiçbir festivale göndermeyeceğim. Ama dediğim gibi izlenmesini istiyorum. O yüzden youtube’a koydum. Arkadaşlarıma izletiyorum. Merak edenlere izletiyorum. Eleştirileri merakla bekliyorum. Ama 4-5 kişinin ‘’seçip’’ de bu filme bu ödülü veriyoruz demesi beni hiç heyecanlandırmıyor. Çünkü benim içimdeki sancı üretmek sancısıydı. O sancı biraz olsun geçti.

Bunu duyanlar o klasik soruyu soruyor: “Sanat için sanat mı, toplum için sanat mı?” Bu anlamda “Sanat için sanat” gayet yanlış anlaşılan bir önerme. Sanat için sanatı insanlar sanki sanatçılar sanatı diğer sanatçılar için yapıyor anlamında düşünüyor. Aslında tam tersi. Sanat için sanat demek sanatı sadece sanat adına yapmak demek. Öznesi de nesnesi de sanat olan bir eylem. Bu manada evet sanat için sanat. Ama izleyicisiz, dinleyicisiz sanat da ayrı bir paradoks. Yani sanat için sanat yapıyorsam filmi çekip bilgisayarımdan çıkarmamam gerek. Ama aynı zamanda da toplum için sanat. Çünkü herhangi bir yapıt ortaya çıkardığınızda bunu birilerinin görmesini istiyorsunuz. Her ne kadar kabul etmeseniz de bunu istiyorsunuz. Yoksa kralların kendilerini yaptırdıkları portreleri ya da heykelleri dışında hiçbir sanat yapıtı göremezdik. Biraz iddialı da olsa ‘’her kesime’’ ulaşmak düşüncesine katılmıyorum. Zaten bazılarına ulaştığı bazılarına da ulaşamadığı noktada sanatın büyüsü işin içine giriyor.”

Hayat hakkında uzun vadeli planlar yapmadığını belirten İçöz mutlaka bir uzun metraj film çekeceğini düşündüğünü belirtirken aynı zamanda bir akademisyen olmak istediğini de belirtti.

Genç yönetmen son olarak, sinemaya yönelmek isteyenlere şu mesajı vererek açıklamasını sonlandırdı: “Bir derdiniz, bir sancınız varsa bunu yazın. İster öykü, ister senaryo fark etmez. Yoksa da önce kendinize bir dert oluşturun sonra da bunu dışarı çıkarın. Bir derdiniz bir karın ağrınız olmadan yaşamayın. Kendinizi de beğenmeyin. Hiçbir şey yeterli gelmesin.”

Özge Ebecek

filmin tamamını izlemek için tıklayın:
https://www.youtube.com/watch?v=O4w-RQnwpwg&t=534s

Haber Merkezi

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    banner12
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SPOR TOTO SÜPER LİG
    Tür seçiniz:
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV