Türk Deniz Kuvvetlerinin bazı personeli hakkında görülmekte olan davalar, bazı komşularımızın, çevremizdeki ülkelerin ve AP (Avrupa Parlamentosu) dikkatini çekmiş, gücümüzü test etmek isteyen bazı ülkelerin lider veya yöneticilerine konuşma cesareti bile vermişti. KRY (Kıbrıs Rum Yönetimi), Yunanistan ve İsrail’in tutumları buna güzel örnek teşkil etmektedir.
Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Doğu Akdeniz’de başlatmayı planladığı doğalgaz sondaj çalışmalarına Türkiye tepki göstermişti. Yunanistan Savunma Bakanı, “Biz Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Uluslararası Deniz Hukuku’ndan kaynaklanan haklarını koruyabilecek güçteyiz” demek suretiyle gereksiz bir çıkış yapmış, bir süre sonra da Yunanistan Savunma Bakanı İsrail’e gitmişti. Bu ikili görüşmede Yunan bakan’ın bazı askeri anlaşmalar yaptığına dair basında haberler çıkmıştı.
Yunan Savunma Bakanı’nın karasularını 12 mile çıkarma isteğini bir kez daha dile getirmesi zamanlama açısından ilginçtir. Bakan, Akdeniz’deki gelişmeleri kararlılıkla izledikleri yönünde Yunan Parlamento komisyonunda konuşmalar bile yapmıştır.
Dikelya üssü ve İngiltere
İngiltere, AB’nin mensubu olsa da birlik üyelerinin giderek zayıflayan ekonomilerini toparlayabilmek için birbirlerine nasıl çalım attıklarını biliyoruz. Kıbrıs’ın Rum tarafında bulunan Dikelya üssünün sahibi İngiltere, böyle bir enerji havzasından kendisine pay çıkarmak isteyecektir elbette.  
Yunanistan, bu değerlendirmeyi yapmış olacak ki, Türkiye’den gördüğü tehdidi bahane ederek AB’den para yardımı istemiş ve kendisinin ‘mağdur’ konumunu kuvvetlendirmek üzere kılıf da hazırlamıştı. Böylece ekonomik durumunu daha da güçlendirmeyi (!) ve inleyen halkının dertlerine çare bulmayı düşünmüştü.
Amerikan petrol şirketlerinin Rum tarafıyla işbirliği içinde olması, ‘Büyük abi’yi Rum kesimine destek veren konuma çekmişti.
İsrail’e gelince 
Ülke sınırlarının korunması ve vatandaşlarının can güvenliğinin sağlanması zorunluluğu, İsrailli yöneticileri huzursuz kılmakta ve onlara enine boyuna tartışmadan kararlar aldırabilmektedir. Silahla ve güç kullanarak yapılan müdahaleler önceliklidir. Entebbe baskını, Gazze olayları, Marmara operasyonu gibi ani çıkışlar, İsrail’in sergilediği bu tür davranışlara birer örnektir.
Çevresindeki ülkelerin petrol denen servetin içinde yüzmelerine rağmen bu zenginlikten yoksun olan İsrail, Türkiye ile arasında bugüne kadar var olan askeri anlaşmalar nedeniyle adeta ayrıcalık elde etmiş bir ülke konumundaydı. Bu anlaşmalarda; M-60 tankları ve F-4 uçaklarının modernizasyonu, İHA’ların (İnsansız Hava Araçları) satış ve bakımı, karşılıklı pilot eğitimi ve atış sahalarımızın kullanılması gibi yardımlaşma ve teknik destek içeren konular ana başlıkları oluşturuyordu. 
Türkiye ile İsrail arasında yaşanan gerilim, İsrail’i sözde “soykırım” iddialarının kabulü için ABD ve Avrupa’daki Ermeni lobilerinin önde gelenleriyle toplantılar düzenlemeye, PKK liderlerinin eğitimini üstlenmeye, örgüte teknik destek sağlamak gibi çalışmalar yapmaya yöneltmiştir.
AP’nin yeni talebi
AB içinde Türkiye’ye karşı en katı tutum sergileyen Avusturya’nın yanında Fransa’yı da görmek hiç şaşırtıcı olmamıştır. Birliğin kurucu üyesi Fransa, daha düne kadar Sarkozy yönetiminde Türkiye’ye karşı en kışkırtıcı çıkışları yapıyor ve Birlik’e girişimize adeta takoz oluyordu.
Kıbrıs’ın Rum tarafı, AB’nin Akdeniz’deki en doğu sınırlarını oluşturur. Enerji kaynaklarına yakın olmak, onların güvenliğini sağlamak, nakliye kolaylıkları yaratmak AB’nin ana politikaları arasındadır. Dolayısıyla eğer IŞİD bu politikaya tehdit teşkil ediyorsa AB ve ABD, tehdidi bertaraf etmek için konunun üzerine gider. Türkiye’yi rahatlatmak, güvenliğini sağlamak çabaları da bu yoldan geçer.
Sonuçta; terör örgütlerini yaratarak onlardan medet umanlar, karşı tarafta kaygı ve şüphe uyandırırlar. Gün gelir girdaba kendileri düşerler. Dolayısıyla bu topraklara barışın gelmesi mümkün değildir.
“Büyük abi” yıllarca El Kaide’yi besledi, büyüttü. Büyük bir hava gücü, her türlü istihbarat olanağı, izleme takip imkânı ve teknik üstünlüğü vardı; ama 11 Eylül faciasını yaşamaktan kurtulamadı. IŞİD denen belâ çıktı sonra ortaya. Benzer bir kulvara girilmiştir.
Körfez Harekâtı’ndan sonra terk edilen topraklara başka güçlerin egemen olacağı anlaşılınca geriye dönüş başlamış, kritik bölgelere yeniden Amerikan askerleri konuşlandırılmıştır. Rüzgâr eken yine fırtına biçecektir.
Sonuç:  Bölgeden nasıl olsa çekileceksiniz
(İmza: Türkiye)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.