Geçmişten günümüze kalkınmanın ve çağdaşlaşmanın en önemli koşulu, ortak bir kültüre sahip bireyler yetiştiren çağdaş bir eğitim sistemine sahip olmaktır. Kalkınma ve çağdaşlaşma, bir süreç olayıdır. Bu süreç, ülkenin amaçları doğrultusunda verimli bir şekilde kullanılması etkinliliğine bağlıdır. Ülkesel kalkınma ve çağdaşlaşmada, ulusal amaç olmalıdır. Bu amaçlar tüm toplum bireyleri tarafından benimsenmelidir.
Kültürün, toplumda düşünsel gelişme olarak ele alınması gerekir. Ülkenin kalkınması ve çağdaşlaşması için ortak kültür, her şeyden önce Milli Eğitim kurumları tarafından oluşturulur. Bu ise,  çağdaş ve bilimsel temellere dayalı ulusal bir eğitim sistemiyle varlık kazanabilir.
Türkiye, Üçüncü Selim’in padişahlığı döneminde 1789 yılından beri batılılaşmaya ve  bu şekilde kalkınmaya  çabalayan bir ülkedir. Ancak o tarihten bu yana, var olan batılılaşma çabası,  Türk halkını ortak bir hedef doğrultusunda birleştirme başarısını tam olarak gerçekleştirememiştir. Çünkü bu süreç içerisinde, temelde uygulanan eğitim sistemi, eğitimdeki dinsel dogma yapısını hep korumuştur. 
Cumhuriyet öncesi, eğitim kurumları olarak, mahalle mektepleri, medreseler, rüştiye, Tanzimat okulları, yabancı dilde eğitim –öğretim yapan misyoner okulları ve yabancı kolejler, askeri rüştiye ve idadiler vardı. Batıda 1088’de üniversite kurulurken, bizde ilk üniversite kavramı 1933’te gündeme gelmiştir.
Cumhuriyet sonrası ve günümüzde ise, kuran kursları, imam hatip liseleri, meslek liseleri, düz liseler, yabancı dilde eğitim – öğretim yapan liseler ve kolejler, askeri liseler bulunmaktadır. 
Toplumun kalkınması ve çağdaşlaşmasında, en temel amaçlarda birleşen bir eğitimli kesim arasında iletişim ve uzmanlaşmanın çok daha etkin ve kolay olacağı bilinmektedir. Bu ise ancak,  Ülkemiz eğitim sisteminin çağdaş ölçütlere uyumlu olarak yapılandırılması ve tekleşmesi ile olanak kazanır. 
Ülkemiz eğitim sisteminin geçmişine bakıldığında, bireylere eğitimle kazandırılan yetenek, Türk Eğitim Sistemi tarafından Türk insanına kazandırılamamıştır. O nedenle tarih boyunca ülkemizde, hep ayaklanmalar, isyanlar, kutuplaşmalar, kavgalar ve bunların arkasında gelen askeri müdahaleler, yıkılan ve yeniden kurulan devletler olmuştur. Eğitimde bireye farklı yaklaşımla, farklı kültürde birey yetişmesi olgusu, hep var olduğundan, farklı kültürlere sahip toplumlar ortaya çıkmıştır. Bu da gruplar arasındaki iletişim ve uzlaşma olgusu yerine çatışma ve birbirinden korkma olgusunu doğurmuştur.
Burada vurgulamak istediğim, toplumda oluşan grupların çatışmasını ortadan kaldıran en önemli aracın, eğitim olduğu gerçeğidir. Bu nedenle özellikle bireyde kişiliğin şekillenmesinde önemli katkıları olan lise dâhil, ilk ve orta öğretim öne çıkmaktadır. Atatürk’ün bize armağan ettiği ve hala yürürlükte olan ama tam olarak uygulanmayan “Tevhidi Tedrisat Kanunu” zorunlu olarak uygulanmalıdır. Buna paralel olarak, imam hatip liseleri, yabancı dilde eğitim – öğretim yapan liseler ve kolejler, özel liseler, Türkçe eğitim-öğretim yapan çok amaçlı düz liseler haline dönüştürülmelidir. Buna ilave olarak da; okul öncesi eğitim zorunlu hale getirilmelidir. 
Elbette ki geçmişten günümüze, Roma İmparatorluğunun, Bizans İmparatorluğunun ve Osmanlı İmparatorluğunun kültürel değerlerini taşıyarak günümüze gelen ülkemizde; Cumhuriyetle batıya yönelik, batı standartlarında bir eğitim hedeflenmiştir. Bu eğitim sisteminde halkın uyanışı ve çağı yakalayışı düşüncesi ana hedefti. Ancak zaman içerisinde, feodal gruplar özellikle kırsal kesimin uyanışını, Köy Enstitüleri eğitim sistemiyle gördüklerinde, bunu yok etmenin yollarını öne çıkararak, maalesef Köy Enstitülerini kuran iktidara yine yok ettirmişlerdir. Bu gün üzerinden 74 yıl geçen Köy Enstitüleri eğitim-öğretim sistemi, eğer devam etseydi, benim kuşağın eğitim kaygıları hiç mi hiç kalmayacaktı. Bence, bizden sonraki ya da önümüzdeki kuşakların, bizler kadar farklı ve birbirleriyle iletişim kuramayan ve dolayısıyla uzlaşamayan, sürekli çatışan bireyler olarak yetiştirilmesinin mazereti olamaz ve olmamalıdır. Türkiye’nin gerçekten çağdaş ve kalkınmış bir ülke olması isteniyorsa, öncelikle toplumun ortak bir amaç çemberinde birleşmesi ve bu amaç doğrultusunda çalışması gerekir.
Günümüzde, her ne kadar 12 yıl zorunlu olan(4+4+4) eğitim sistemimiz, Türk insanının gizli gücünü harekete geçirememektedir. Toplumsal gizli gücün varlığı,  ortak ülküleri paylaşma ile varlık kazanır. Her ne kadar, toplumda farklı düşüncelere sahip bireylerin olması, çoğulcu demokrasinin vazgeçilmezidir. Ancak bu farklılık, farklı düşüncelerin uzlaşmasında bir engel oluşturmamalıdır.
Gerçek olan, eğitim sisteminin, ülkemiz ulusal değerlerine sahip çıkan bireyler yetiştirmesidir. Bu da ancak farklı eğitim sistemlerinin yerine, tekleştirilmiş içeriğinin çağdaş demokrasiye ve ülke kalkınmasına katkı sağlayabilen, zenginleştirilmiş eğitim sistemi ile olanak kazanır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.