Eğitim aileden başlar, semt terbiyesiyle şekillenir, okullarda gelişir. Her yıl yeni yazarların adıyla çıkan kitaplar eğitim sistemimizde yerini alır, yetiştirme için en uygun arayışlar devam eder, gider. Kışlalarda daha farklı konularda yükleme yapılır. Sosyal hayatın içinde tiyatrolar, iş çevreleri, dinî anlatımlar, ekranlara çıkan doktorlarımızın sağlık konusundaki açıklamaları eğitimin kesintisiz devamını sağlayan katkılardır.
Çocuklarımızın yetişmesi için MEB’lığınca gayret sarf edilmesi, TSK içinde aile ve evlilik konusunda dersler verilmesi, şirketlerde çalışan kişilerin kurum kültürü içine çekilmesi eğitim için verilen destek ve katkılardır.
Bir zamanlar görmeye alıştığımız ancak süresi çok kısa olan üniversiteli gençlerin vapurlarda sosyal içerikli küçük piyesler oynamalarını ve halka mesajlar vermek istemelerini artık göremiyoruz. Tüm bunlara rağmen eğitim seviyemiz yeterli düzeye ulaşamıyor. Asırlar öncesinde bin hatta iki bin kişilik amfiteatrlar yapılmış insanları eğitmek için. Günümüzde bu kadar çok kişiyi eğitecek tiyatromuz da yok.
Nasıl bir kitle
Olaylar karşısında kendisini kontrol edemeyen ve koşuma girmiş hayvan gibi addeden bir maganda kitlesi var. Yaptıkları yasadışı işlerle övünen veya toplumun değerleriyle zıt düşen bu tiplere her yerde, her sektörde hatta her tahsil seviyesinde rastlamak mümkündür. Son örnek de ‘Dünya Başkenti’ olmaya aday İstanbul’umuzda eline pala alarak göstericilere saldıran ve bir hanıma tekme atan vatandaşımız olmuştu.
Bu tip örneklerin biteceğini beklerken komşusunu bıçaklayan, arabayı tekmeleyen, kadın tokatlayan, hayvanın kuyruğunu kesip tekmeleyen nice insan halen aramızdadır. Ve hiç bitmeyecek gibi…
Duyarlı insanların magandalara yaptıkları uyarılar birer cümlelik. İkinci cümleyi sarf etmek ne cüret? Maganda cevap vermeye hatta “hır” çıkarmaya hazır zaten… Harp çıkması her an mümkün… Bu yüzden değil midir, sokakta birbirini kovalama, yaralama ve öldürme olayları?
Örnekler
* Bostancı-Kartal sahil yolunda çamların altında ailece piknik yapıyorlardı. Aldıkları eti mangalda pişirirlerken dumanlar, henüz gelişmekte olan çamların yeşil yapraklarını yalıyor, ağacın nefes almasını zorlaştırıyordu. Piknikçilerden birisi etkisi olabileceğini düşünerek kişiyi uyarmak istedi;
-- Duman ağacı kurutur ama?
Dumandan gözü dönmüş, midesine indireceği üç gram ete aklı kilitlenmiş tütsücü, senin üstüne vazife mi dercesine;
-- Önemli değil, kuruyan yaprak ve dalları kırarız…
* Aracının müzik sistemini bağırttırarak caminin yanından geçen Apaçi kılıklı hergeleye namazdan çıkan cemaatten biri söylendi:
-- Evlâdım, insanlar ibadetten çıkıyor, onlara biraz saygılı olsana!
-- Dayıcım, ben onların namazınıza karışıyor muyum?
* Sokakta park ettiği arabasını deterjanlı suyla yıkayan kişiye havaların ısınmaya başladığını, kedi, köpek ve kuşların daha fazla suya ihtiyaçları olacağını söyledim. Deterjanlı suyun birikinti oluşturduğunu, içmek için gelen hayvanlarda kansere yol açabileceğini anlatmaya çalıştım.
-- Bir şey olmaz abi, onlar alışıktır…
* Her gün sabahları Maltepe’den Kadıköy’e trenle ama genellikle iki vagon arasında, ayakta ve tabii ki karanlıkta gidiyorum. Gençler burada bağdaş kurup oturuyor. Dolayısıyla üç kişilik yer işgal ediyorlar.
Yaşlıca, bıyıkları Hulusi Kentmen gibi yukarıya kıvrılmış bıyıklarıyla uzunca boylu bey, yanıma geldi. Ayakta durmakta ve tutunmakta zorlanıyordu. Gençlere seslendi:
--- Gençler oralara oturmayın, Belediye iskân vermiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.