21 Haziran 2018 Perşembe

KİRAZ FESTİVALİ KORTEJİ KARIŞTI

DÜNKÜ YİĞİTLERİN TORUNLARI

13 Mart 2018, 18:18
Bu makale 614 kez okundu
DÜNKÜ YİĞİTLERİN TORUNLARI
Cengiz Baysu

 Kahramanlık

İnsan zengin olacağım demekle zengin olabilir. Yüzüne şans güler, gayrimeşru yollara tevessül eder veya birkaç iş yapmak suretiyle kazancını arttırabilir. Ancak “Allah bize de şehitliği nasip etsin” demekle şehit olunmaz. “Kahraman olacağım” demekle de kahraman olunmaz. Bunlar kendiliğinden gelişir. Yürek ister, bilek ister.
Askerliğini yapmamış insanın askerlik hakkında ahkâm kesmesi, “Ordu Afrin’e, Kıbrıs’a, Adalara” demesi ne kadar inandırıcılıktan uzak değil mi? Bu yazıda sizlere tarihimizden kahramanlık örnekleri sunacağım:
1.1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda sözleşmeli olarak çalışan ve daha sonra generalliğe kadar yükselen Charles S. Ryan şunları anlatır: “… Niş hastanesinde ilk büyük operasyonumu diz kapağı bir top mermisiyle parçalanmış bir Türk askerine yapmıştım. Bayıltılmasını istemediği için bacağını hiçbir uyuşturucu kullanmaksızın kesmiştim. Ameliyat süresince tek bir söz söylememiş, iş bitene kadar elindeki sigarayı içmeye devam etmişti. Kesilmiş bacağın derisini diğer kısma kaplarken yüzbaşının tüm sorularına ameliyatı duymazcasına cevap vermişti…”
2. Charles S. Ryan, I. Plevne muharebesinin olduğu günü anlatıyor. 20 Temmuz 1877. “…Niğbolu yoluna bakınca iki beyaz öküzle çekilen sıra sıra Bulgar arabaları görmekteydim. Ağır yaralılar taşınıyordu bu arabalarda. Yüzlerce yaralı da yolda sürüklenerek yürütülmeye çalışılıyordu. İlkel görünümlü ve yaysız arabalar, Plevne’nin kaba taşlı kaldırımlarında sarsıldıkça hiç şüphesiz yaralıların azabı pek korkunç oluyordu. Kalçası birkaç yerinden kırılmış bir talihsiz erin önceden yarası sarılmaksızın bu arabalar içinde merkez hastanesine gelirken çekeceği acıyı düşünebiliyor musunuz?”
3. Acılara dayanıklı nice gencimizin yaşadıklarına örnek çoktur. Bunlardan birisini de 1897 Türk-Yunan Savaşı’nı Times muhabiri olarak Türk ordusunun yanında izleyen Kurmay Yüzbaşı Clive Bigham şöyle anlatıyor: “…Geçici hastaneleri ziyaret ettiğimizde yaralı askerlerin sabır ve metanetlerini görüyor, kendimizi hayretten kurtaramıyorduk. Bir organları kesileceği zaman asla ağrı kesici, his iptal edici ilaç istemiyorlardı…”
4. I. Dünya Savaşı’nın Türkiye ile ilgili bölümlerini üç ciltlik bir kitapta anlatan Fransız Binbaşı (sonra korgeneral) Larcher, “…Türk ordusunun gerçek gücünü piyadesi oluşturuyordu. Piyade eri çabuk ateşli mavzer ve Martin tüfekleriyle donatılmıştı… Levazım hizmetleri yetersizdi. Asker çoğunlukla bulunduğu yerde barınma ve iaşe edilme imkânlarına başvuruyordu. Anadolu’nun pirinci, kaynamış buğday, ekmek ve bakla ile yiyecek ihtiyacını karşılıyordu. Hemen hemen hiç et yemiyorlardı…”
5. Alman von Kress’in anlatımlarında; “… Hastalar, yetersiz tıbbi malzeme ve sağlık personelinin azlığına rağmen hastane olarak ayrılan yerlerde ve kısmen 2-3 hasta tek şilte (yatak) üzerinde yatıyorlar, üzerlerine tek bir örtü örtüyorlardı. Odaların kapı ve pencereleri yoktu. 20-30 hasta için yalnız bir tek içecek kabı bulunuyordu. 500 hastası bulunan bir hastanede üç termometre vardı…”diyordu.
6. İstiklâl Savaşı’na katılan Albay Hulusi Atak, “Tarih Boyunca Harp ve Kadın” adlı kitabın 71’inci sayfasında Yazar Cahit Akçay’a şunları anlatmıştır: “23 Ağustos 1921 Sakarya muharebelerinin ilk gününde yaralandım. Beni bir kağnıyla gerideki Keskin hastanesine gönderdiler… Yanımızdan çok sayıda geçen kol ve katarları kadınlar yönetiyordu. Bunlardan birinden bir çığlık koptu, telâş ve koşuşturmaca başladı. Hamile kadın bir erkek çocuk doğurmuştu. Kadını hastaneye götürmek istediler. Yorgunluk ve acıdan dolayı benzi solmuş olan kadın ‘cephedekiler silah ve cepane bekliyor, oraya cepane yetiştirmeliyim’ diyerek hastaneye gitmek istemedi…”
Devlet, milleti ve ordusuyla vardır
O halde anma törenlerinin ve anılacak kişilerin bazı özelliklerinin olması gerektiği ortaya çıkıyor. Milletin çocukları bu topraklar uğruna hayatlarını hiçe saymış, bugünleri bizlere armağan etmişlerdir. Belli bir tarihi esas alıp önceki geçmişi silen bir kitle varmış havasını yaratmak uygun değildir. Bu şekildeki demeç ve çıkışlar, yeni bölücü yol ve kanallar açmayı sağlamak demektir.
Kaldı ki, Türk ordusu, kendi kara kuvvetlerinin kuruluşunu M.Ö. 209 yılına dayandırarak engin tarihimizi muhafaza etmekte ve kuruluş gününü kutlamaktadır. Bu tarih, şimdiye kadar gelmiş geçmiş bütün Türk devletlerini kapsar. 19 Mayıs 1919 tarihi ise son Türk devletinin kuruluş tarihidir. Ebediyete kadar sürmesi hepimizin dileği olmalıdır.
Nasıl görülüyordu ne olduğu anlaşıldı
Askerliği küçük düşürmek, askerlik yapmamayı teşvik etmek hatta tamamen ortadan kaldırmak gibi bir zihniyet vardı bir zamanlar bu ülkede. Dizilerle başlatıldı, ekranlarda kişisel anlatımlara yer verildi. Bilimsel açıklamalar yapılmadan konu tartışılmadan konu dalga dalga yayılmaya bırakıldı. Askerlik kanunlarıyla oynandı, sınavlarda her türlü usulsüz yapıldı. Hava Kuvvetlerimizin gözü pek pilotları görevlerinden uzaklaştırıldı. En sonun mikroplar Silahlı Kuvvetlerimizin içine sızdılar ve devleti ele geçirmeye çalıştılar.
Dünyanın hiçbir ülkesinde görülemeyecek devlet ve cumhuriyet düşmanlığına, askerlik karşıtlığına ve milli değerlerin yıpratılmasına tanık olduk. Yüreklerimiz ağlarken analar babalar çocuklarını askere gönderirken tereddüt etmeye başladılar.
Güneydoğu Anadolu’da yapılan operasyonlar, Fırat Kalkanı ve Afrin Harekâtı Silahlı Kuvvetlerimizin ne olduğunu dosta düşmana bir kez daha gösterdi. Kendilerini rahmetle andığımız dünkü yiğitlerin yerini bugün torunları aldı. Şanlı gazilerimize sağlıklı uzun ömürler, şehitlerimize Allah’tan rahmetler diliyoruz. Gözünüz arkada kalmasın, sizden sonrakiler daha da kemikleşmiş şekilde bu vatanı kollamaya ve gözetmeye devam edecekler…
Charles S. Ryan, “Kızılay Emri Altında Plevne ve Erzurum’da”, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi, Çev: Ali Rıza Seyfi, İstanbul, MEB Basımevi,
A.g.e. s: 75
Clive Bigham, “Tesalya’da Osmanlı Ordusuyla”, Çev: Cemalettin, Dersaadet, İkdam Matbaası, Hicri 1315, s:80
M. Larcher, “Büyük Harpte Türk Harbi”, C: 1, Çev: M. Nihat, İstanbul, Askeri Matbaa, 1927, s: 81-82
Von Kress, “Türklerle Beraber Süveyş Kanalı’na”, s: 85

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    banner12
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SPOR TOTO SÜPER LİG
    Tür seçiniz:
    SAYFALAR
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV