21 Ağustos 2019 Çarşamba

Öztrak’tan Tek Adamlık açıklaması

DİLENCİLİK

03 Ağustos 2019, 10:59
Bu makale 61 kez okundu
DİLENCİLİK
Cengiz Baysu

 Ekonomik krizlerin olduğu dönemlerde İstanbul, dilenciler, serseriler ve işsiz güçsüzler için önemli bir çekim merkezi durumunda olmuştur. Dünyanın en eski mesleklerinden (!) biri kabul edebileceğimiz dilencilik, gerek yabancı gerekse yerli seyyahlarımızdan tarafından bakın nasıl anlatılmış…  Dilencilerin toplum hayatına etkileri ise önemlidir.

Ogler Ghislain De Busbecq (1522-1592)

Busbecq, İstanbul’da dilencilerin, kendilerinde bir kutsallık olduğunu söylemek suretiyle dini istismar ettiklerini, eylemlerini mazur göstermek için ise akıllarında hafiflik olduğunu ileri sürerek kazanç elde etmeye çalıştıklarını belirterek, “çünkü bu şekilde, yarım zekâlı ve deli olanların cennetlik olduğuna inanan Türklerin sevgilerini kazanırlar” demektedir. Avrupalı diplomat ve seyyah, İstanbul’da bulunduğu döneme dair gözlemlerinde dilencilerin önemli bir grubunun da Araplardan meydana geldiğini, bunların bayrak taşıyarak, atalarının bu bayrak altında İslâm dinini yaymak için savaştıklarını anlatmaya çalıştıklarını ifade etmektedir.

Evliya Çelebi (1611-1682)

17’nci yüzyıl ortalarında İstanbul’da dilenci esnafına mensup yedi bin kişi bulunduğunu, pirlerinin ise Şeyh Hafi olduğunu belirtmektedir. Görüldüğü gibi dilencilik hemen her dönemde İstanbul için ciddi bir mesele olarak varlığını devam ettirmiştir. Ancak yaklaşık olarak aynı dönemde Paris’te dilenci sayısının kırk bini bulduğu göz önüne alındığında her şeye rağmen İstanbul’un, dilenciler bakımından nicelik olarak daha şanslı olduğu sonucuna varılabilir.

… Dilenciler çeşitli dilenme yöntemleri geliştirmişlerdi: Bu kişiler, yanlarına birer hasta adam alarak insanların duygularını istismar etmek suretiyle para kazanmaya gayret göstermekteydiler. Yine bir kısmı da bazı kimselerin boyunlarına zincir takarak dolaştırır, bu kişilerin borçlu olduklarını dolayısıyla yardıma muhtaç bulunduklarını söyler ve halktan para almaya çalışırlardı.

Arşiv belgeleri ve yazarlardan

Dilenciler halkı etkileyip daha fazla kazanç elde edebilmek için giyimlerinden dua etme ve oturma biçimlerine kadar her şeye dikkat ederler, işlerinin bir parçası olarak Kur’an ayetleri ve ilahiler okumaya da büyük bir itina gösterirlerdi. Çoğunluğunun hemen her dönemdeki ortak özellikleri ise eski ve yırtık elbiseler giymeleri ve böylelikle çevrelerine, muhtaç oldukları görüntüsü vermeleriydi.

19’uncu yüzyılın sonlarında Osmanlı başkentinde dilencilerin bir bölümü madrabazların emrinde çalışırdı. Bu madrabazlara “Dilenci İratçıları” adı verilirmiş. Dilenci İratçıları daha önceki asırlarda da, Anadolu’dan gelenleri veya çevreden topladıkları sakat kişileri İstanbul’un değişik yerlerinde dilendirir, akşam hâsılatlarını toplarlardı. 1577 tarihli bir arşiv kaydında bu durumdaki kişilerin dilencileri nasıl çalıştırdıklarına dair bilgiler mevcuttur.

Dilenci tasviri

Evliya Çelebi dilencilerin bir tören esnasındaki geçişlerini tasvir ederken profillerini de şu şekilde çizmektedir:

“... bir alay cerrâr, kerrâr gariplerdir. Her biri yünden, sofdan hırkaları, ellerinde renk renk alemleri, başlarında hasırdan ve hurma lifinden destarları olduğu halde, Ya Fettah ismi şerifiyle cümle körler birbirlerinin omuzlarına yapışıp, kimi anadan doğma, kimi sonradan olma topal, kimi kambur, kimi felçli, kimi çıplak, hengâme ile nice bin bayrakların arasında cerrâr şeyhini ortaya alıp, şeyh dahi dua edip yedi bin fukara bir ağızdan “Allah Allah!” ile âmin dediklerinde sadâları gök yüzüne ulaşır. Bu tertip üzerine dilencilerin şeyhi Alay Köşkü önünde durup padişaha dualar eder”

Evliya Çelebi’nin bu dilenci tasviri, dilenci gruplarının ayırt edilebilmeleri bakımından önemlidir. Çünkü burada çeşitli fiziksel özellikleriyle öne çıkan dilenciler, gerçek anlamda muhtaç durumda bulunan insanlardan meydana gelmişlerdi. Onların esnaf kabul edilerek kendilerine müsamaha gösterilmiş olmasının sebebi de buydu.

Osmanlı belgelerinden

“… ve bazıları dahi â‘mâ ve sakat kul ve cariye alup dilendürüp mekseb idündükleri…” şeklindeki ifade, daha XVI. yüzyıl sonlarında bile İstanbul’da, dilencilerin sırtından geçinen ve onları bir kazanç aracı (mekseb) haline getiren kişiler olduğunu göstermektedir.

Günümüzde de, başta İstanbul olmak üzere bazı büyük şehirlerde benzer faaliyetleri, benzer yöntemlerle yürüten kişiler olduğu düşünülürse, haksız kazanç elde etmenin her dönemde en revaçta işlerden biri olduğu görülecektir.

Başka yörelerden gelip dilenenlerden haraç alarak geçinen kimseler de vardı ki; bunlara Dilenci Pehlivanı denirdi.  Devletin kendilerine her hangi bir resmi görev vermediği bu kişiler dışında, dilenmelerinde kanunî bir engel bulunmayan diğer dilencilerin bağlı bulunduğu, atama ile göreve gelen Dilenci Kâhyası da mevcuttu.        (Devam edecek)

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    banner12
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SPOR TOTO SÜPER LİG
    Tür seçiniz:
    SAYFALAR
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV