Benim babam Cumhuriyet ilan edildiğinde 8 yaşındaymış. Ben Cumhuriyet’in ilanından 20 yıl sonra doğdum. Cumhuriyetçi bir ailenin çocuğu olarak büyüdüm. Okul yıllarımda belleğimde biriktirdiğim bilgiler hep cumhuriyetle yoğruldu.Bu ülke Cumhuriyet’e kolay gelmedi. Galiçya’dan Yemen’e kadar, ondan fazla cepheden savaşan Osmanlı İmparatorluğu, 1914-1918 yılları arasında süren Birinci Dünya Savaşı sonunda, 30 Ekim 1918 tarihinde Kuşatmacı Ülkeler ile Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalayıp, silah bıraktı ve edimli olarak da son buldu.
Mondros Ateşkes Antlaşması ile yetinmeyen Kuşatmacı Ülkeler, muhatapları olduğu Osmanlı İmparatorluğuna 10 Ağustos 1920 tarihinde Serv Antlaşmasına imzalatıp, Anadolu dâhil tüm Osmanlı İmparatorluğu topraklarını kuşatmaya başladılar.
Dünyayı saran emperyalist düşünceli kuşatmanın bedeli hep Anadolu halkının sırtına bindi. İşte bu koşullarda ülkesinin dağılmamasını isteyen, bilgi ve dehasıyla kendisine güvenen Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsuna çıktı. Bu çıkış bir ülkenin kurtuluşu içindi. Amasya Tamimi, Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi ile ülkenin bütünlüğü için yapılan planlar Ankara’ya taşındı. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi toplandı. Kuşatmacı emperyalist ülkelere artık ülkenin sahibi olarak milletin temsilcilerinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi tek sorumludur denildi. 
Türk kurtuluş Savaşı, Ankara’da yönetildi. Savaş sonrası, emperyalist ülkeler, ülke dışına çıkarıldı ve ülkenin hudutları Lozan Antlaşması ile çizildi. Artık savaştan harap olmuş ülkenin yapısal durumunun kararına gelindi. 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilan edildi.  
Cumhuriyetin ilk yılları her alanda yokluk yıllarıydı. 30 Ekim 1923, Cumhuriyetin ilk sabahı,  Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin durumu iç açıcı değildi.  Devlet sınırları içindeki nüfus on üç milyondu. Bu nüfusun, on bir milyonu köylerde yaşıyordu. Ülke sınırları içinde kırk bin köy vardı. Bu köylerin otuz yedi bininde okul yoktu,  postane yoktu ve alışveriş yapılacak bir dükkân yoktu. Her dört köyün üçünde cami bile yoktu. 
Tarımsal alanda traktör yoktu. Biçerdöver yoktu. Tüm tarımsal işlemler insan ve çeki hayvanı gücü ile yapılıyordu. Toprağı işlemenin ve tarım yapmanın tek yolu, çeki hayvanı ile çekilen karasabandı. Ayçiçeği üretimi yoktu. Şeker üretimi yoktu. Ekmeklik un ve pirinç dışarıdan alınıyordu.  Köylerin çoğunluğunda sığır vebası vardı. Bir milyon kişi frengi, iki milyon kişi sıtma, üç milyon kişi trahomluydu. Verem, tifo, tifüs salgını her yanı sarmıştı. Bitle başa çıkılamıyordu. On üç milyon insanın yarıdan fazlası hastaydı. Bebek ölüm oranı yüzde kırktı. Anne ölüm oranı yüzde on sekizdi. Her doğum yapan beş anneden biri, her doğan üç bebekten biri ölüyordu. Ortalama insan ömrü kırk, kırk beş yıldı. Ülkede sadece iki yüz otuz yedi doktor, sadece sekizi Türk, altmış eczacı vardı. Hemşire sayısı dört ve ebe sayısı yüz otuz altıydı. Ülkeyi yeniden inşa etmek için kiremit bile yoktu. Limanlar, demiryolları bizim değildi. Ülkedeki toplam sermayenin yüzde on beşi Türk’tü. Kişi başı milli gelir kırk beş doladı. Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı. Ülke genelinde dört mevsim kullanabilen karayolu hiç yoktu. Cumhuriyetten önce kadının eşit eğitim hakkı yoktu. Meslek edinme hakkı yoktu. Kocasından kendi isteğiyle boşanma hakkı yoktu. Seçme ve seçilme hakkı yoktu. Hamileliği önleme hakkı yoktu. Doğum izni yoktu. Evlendikten sonra, kızlık soyadını kullanamıyordu. Kadın, kendisine miras kalan mallar üzerinde istediği gibi kullanma hakkı yoktu. Ülkede genelinde spor, resim, sanat yoktu. Ülke sınırları içinde kimi “alaturka saat” kullanıyor, güneşin battığı anı saat on iki olarak kabul ediyordu. Bununla beraber ülkede “zevalli saati”, “gurubi saati” ve “ezanı saati” kullananlarda çoğunluktaydı. Kimisi “Hicri takvim”, kimisi “Rumi takvimi” kullanıyordu.    Ağırlık birimleri olarak “dirhem, okka, çeki” vardı. Uzunluk birimleri olarak “arşın, kulaç, fersah” vardı. Ülkede kendine özgü bir Türkçe yoktu. Arapça ve Farsçadan harmanlanmış, Osmanlıca denilen bir dil ve Arap harfleri alfabesi kullanılıyordu. Okul çağına gelmiş her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu. Toplam dört bin sekiz yüz doksan dört ilkokul, yetmiş iki ortaokul ve yirmi üç lise vardı. Ülkede liselerde kayıtlı sadece iki yüz otuz kız öğrenci vardı. Öğretmenlerin üçte birinin öğretmenlik diploması yoktu. Ülkede üniversite olarak bilinen “Darülfünun”, sadece bir taneydi.  O da İstanbul’daydı. İşte neredeyse altı buçuk asır bu topraklarda hüküm sürmüş Osmanlı İmparatorluğu’ndan Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ne bunlar kalmıştı.
Benim ilkokul yıllarımda, öğretmenimiz bize anlatırdı: “ Hicazı düşmana karşı korumak için Yemen’e gönderilenlerden bir daha haber alamadık. Rusları ülkemize sokmasınlar diye Sarıkamış’a gönderilenler de Allahuekber dağlarında üşüyerek öldü. Henüz bıyıkları bile terlememiş, daha on altı yaşında Çanakkale’ye gönderilenlerden de, bir daha haber alınmadı. Türk Kurtuluş Savaşı için köyümüze asker almaya gelen devlet adamlarına, verecek erkeğimiz kalmamıştı. O nedenle de silaha sarılan kadınlarımız olmuştu.”diye anlatırdı. 
Bu ülkede Cumhuriyet’le, Padişahlık saltanatı ve Hilafet kaldırıldı. Artık ülkenin imarına ve eğitimli toplumun yetiştirilmesine sıra gelmişti. Biryandan ülke demiryolu ağları ile sarmalanırken, devletin gücüyle sanayi tesisleri, tarımda reform, bir yandan eğitim ve halkın “ümmet” olmaktan kurtarılarak millet olmasına yönelik laik eğitim seferberliği başlatıldı.  Arka arkaya devrimler yapıldı. İşte bunlar bağımsızlığın simgesi olan Cumhuriyet’in bu ülkeye kazanımlarıydı.
Şimdi ise Cumhuriyet kazanımları yok edilmeye çalışılarak, geçmişe özlemle, softa bir kuşak yaratılmak isteniyor. İki yüze yakın üniversitede ne yazık ki 80’e yakın tıp fakültesi varken, 100’den fazla İlahiyat Fakültesi var. 2019 bütçesinde de maalesef iki yüzden fazla üniversitenin toplam bütçesini de içine alan Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinden, Diyanet işlerinin bütçesi daha fazla.
Bu gün Cumhuriyetimizin 96. yılı. Tüm ülkemin ve okurlarımın bu ulus için yeniden doğuşun simgesi, onurlu, bağımsız, aydınlık yaşamın ve yarınlarımızın güvencesi olan “ En Büyük Bayram”, “Cumhuriyet Bayramlarını”  kutluyorum..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.