Arada sırada çocukluğunuzun ne kadar geride kaldığına kafayı takıyor musunuz? Ben çok takıyorum... Yandaki binanın 1. katta bulunan dairesinin balkonunun altına otururduk 3-5 kişi. Çünkü arkadaşlarımdan iki kız kardeş olan Deniz ile Yeliz o dairede otururlardı. Annesinin verdiği minderlerin üzerinde yer değiştirip dururken, anlattığımız uyduruk korkunç hikayeler gecenin 10’una, 11’İne kadar sürerdi.  Bazen karşıdaki okul bahçesinde saklambaç oynardık, ki o okul bahçesinde ne anılar biriktirdik. Ebe, duvarın her zaman aynı noktasına yumardı. Bunu duvara yazılmış olan yazılar sayesinde bulmak çok kolaydı. Bazen de o okul bahçesinde basketbol oynanırdı ama ben onlara kenarda oturup çekirdek yiyerek katılırdım. Bu yüzdendir ki en yakın arkadaşım Funda’nın boyu 1.83 oldu, benimki 1.65 kaldı. Kibritlerle oyun oynarken çamların altındaki kuru dalları ateşe verdiğimiz doğrudur. İtfaiyeyi arayıp olay yerinden kaçmıştık. Sonra da akşama kadar evlerimizde, polis bizi almaya gelecek korkusuyla diken üstünde oturup beklemiştik. Polis falan gelmedi tabii. Ama işlediğimiz ilk büyük suçun rahatsız ediciliği bu zamana dek sürmüştür. O zamanlar Devlet Hastanesi’ne gezi bile düzenlerdik çocuk aklımızla. Bunların en ilginci Morg gezisiydi. Etrafında onlarca kişi toplanmış, üstü beyaz bir örtü ile örtülmüş cesedin, örtünün altından görünen morarmış eli; bu gezilerin de sonunu getirmişti. Hıdrellez’de Funda ile dileklerimizi bir kağıda yazıp, okul bahçesindeki bir gül ağacının altına gömmüştük. Bizim bildiğimiz, o kağıtlar gömdüğümüz yerden kaybolursa, dileklerimiz kabul olacaktı. Kağıtları gömdükten sonraki gün buluşup, gül ağacının dikili olduğu toprağı dibine kadar kazdık, kağıtlar hala orada mı diye. Yoktu. Veya biz bulamadık. O dilekler de yarım yamalak kabul oldu. Kabul olması 10 seneyi aldı ama olsun, önemli olan inandığımız hayallerin gerçekleştiğini görmekti. Daha sonra o toprağın altına bir tur daha bir şeyler gömdük. İzlediğimiz bir filmden görmüştük onu da. Bir kutunun içine hayallerimizi simgeleyen oyuncaklar koyduk ve liseden mezun olurken, küs olsak da, ayrı şehirlerde de olsak, aynı günorada buluşup, hayallerimizi gerçekleştirmek üzere, gömdüğümüz yerden çıkaracaktık. Funda ile pek iyi sırdaş değildik. Neler gömdüğümüzü şu an bile hatırlıyorum ama birbirimizi mahallenin diğer çocuklarına rezil etmek amacıyla, günü gelmeden çok önce kutuyu toprağın altından çıkarmıştık. Ne akıl... Tabii ki kutu yıllarca aynı kalmayacaktı. Islanmış ve böceklenmiş şekilde çıktı toprak altından. Koyduğumuz oyuncaklar da çamurlanmıştı böylece ve elimize aldığımızda hiç bir şeyi ifade etmiyordu.  Hiç boş kalmayan o okul bahçesinde almıştık en kötü ve güzel haberleri. Biri ölse hemen duyulurdu. Biri evlense de öyle. Biri üniversiteyi kazanırdı, şerefine bir istop oynar, bir dondurma yerdik. En büyük şansımız, o mahallede oturan bütün çocukların yaşadığı evin, kira olmamasıydı. O zamandan biliyorduk sonsuza dek ayrılmayacağımızı. Okul bahçesi dediğim yer, Devlet Hastanesi’nin arka tarafıydı. Yanılmıyorsam Hemşirelik Yüksek Okulu diye geçiyordu ismi. Şimdi kapandı tabii. Bayağı değişti oralar. Ne basketbol sahası kaldı, ne saklambaçta yumduğumuz duvar. Ne de istop oynanan alan. Ama arkadaşlar aynı evlerinde... Tabii evlenenler hariç. Yine de istenilirse uzanılabilecek uzaklıktalar. Bu yüzden şanslı sayıyorum hepimizi. Yılları devirdik birlikte...
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.