Gündemi belirleme

   Önce konunun görüşülmesi için bir toplantı düzenlenecektir. Toplantı öncesinde ilk yapılacak iş gündemin belirlenmesidir. Hatta bundan önce bir ön toplantı yapılarak toplantının gerekli olup olmadığına karar verilir (!).

   Toplantı günü yaklaşınca ya deprem olur, genel müdürün gelemeyeceği tutar, şiddetli yağmur veya yoğun kar yağar, toplanma sonraya bırakılır.

Toplantı

   Neyse, olumsuzluklar tecelli etmez, toplantıya girilir. Falanca kişi gösteri kanununa muhalefetten yasaklı olduğu için, filanca gazeteci kleransı olmadığı için, bir başkası toplantıyla ilgili görülmediği için içeriye alınmaz. Ya da kafası pek basmaz (!) diye bazı kişiler de toplantı odasına sokulmaz veya alınmaz. Ayırımcılık daha eşikte başlar.

   Toplantının ilk dakikaları genel açıklamalar, hatır sormalar ve geç gelenlerin tenkit edilmesiyle sürdürülür. İlk yarım saat geçtikten sonra esneyen hatta uyuklayanlar göze çarpar. Bir iki ses yükseltme veya yanındakinin dürtmesiyle uyuklayanlar kendine gelir.

   Çaktırmadan kılık kıyafetlerini düzeltir, düşünüyormuş havasını vererek başını ellerinin arasına koyar veya çenesini göğsünde kavuşturduğu ellerinin arasına alır. Bu arada etrafa şöyle bir göz atarak basının kendisini görüntüleyip görüntülemediğinden emin olmaya çalışır.

Katılımcılardan çoğu

   Bazı katılımcıların düşüncelerini serdedebilmesi için bilgisinin olması gerekir, yoktur. Anlatılanları dinlese not alması gerekir, zaten defteri de yoktur. Arada bir saatine bakarak ilk teneffüsü bekler, birkaç kurabiyeyi çayla götürmeyi hesaplar. Diyelim ki, konu eşini öldüren kocalar olsun. Kafası boş kişi ara verildiğinde dışarı çıkarken ilk fetvasını verir: “Basacaksın sopayı ite!”

   Etrafındaki okumuş kişilerden biri, “Şimdi Cumhuriyet idaresi var. Osmanlı falakası yok artık” der. Baltacı Mehmet Paşa ahfadından olan engin görüşlü zat (!), “Asacaksın o zaman köpeği!” diyecektir bu kez. Entel dantel takımından birileri de yine söze karışacak ve “Evren o kadar adam astı da ne oldu? Memleket eskisinden beter hale geldi. Hem şimdi AB yasaları var, asamazsın!” diye karşılık verecektir.

Toplantının ikinci bölümü

   Toplantının ikinci bölümüne girilecektir. Kimisi çektiği son nefes sigara dumanının yarısını salonda hohlayacak, kimisi içeride dişlerini karıştıracaktır. Dışarıda devam ettirdiği konuşmalar nedeniyle büyük efor sarf eden birkaç muhterem, midesini de şişirince içeride milli mücadele çırpınışları göstererek uyumamaya çalışacaktır. Kimisi resim yapacak, kimisi karalama yapacaktır. Kimisi mesaj çekecek, kimisi kısık sesle telefon görüşmesi yapacak ya da mesaj çekecektir…

   Yine uykuya direnemeyenler görülecektir. Uyumayanlardan bazılarının bedeni salonda, aklı başka yerdedir. Kadına karşı uygulanan şiddet onu pek ilgilendirmez. Eğer bir kurumu temsilen gönderildiyse amirine veya kurumuna rapor vermesi gerekeceğinden son anda kısa notlar almak zorunda kalır. Yabancı sözcük, hukuki terim veya tıbbi kelime varsa onları pas geçer; çünkü zaten Türkçeyi zor konuşuyordur.

Katkı sunmak isteyenler

   Bir de o toplantıya katkıda bulunmak ve fikir sunmak amacıyla gelen insanlar vardır. Azınlıkta kalır. Ani çıkışları olabileceği, moderatörün hoşuna gitmeyecek sözler sarf edebileceği gibi nedenlerle bu insanlara pek söz verilmez.

   Diğer konuşmacılar böbürlenerek veya o tarz konuşmaların yeri burası olmamalı edasıyla ve istemeyerek bakarlar o inançlı kişiye. Bu arada fıkra anlatılır, benzetmeler yapılır. Artık toplantının sonuna geliniyordur.

   Kapanışta bir konuşma daha yapılarak toplantının çok yararlı olduğu vurgulanır. Önemli bilgilerin paylaşıldığından söz edilir. İşte bu çok önemlidir; çünkü bu ülkede “kadına karşı şiddet” ilk defa olmuştur (!) ve konu masaya yatırılmıştır. O kadar kişi de önerilerini sunmak yerine olay hakkında bilgilendirilmiştir.

Sonuçta

   Ülkemizde böylesi olaylar ilk defa mı oluyor? Bugüne kadar yüzlercesine tanık olmadık mı? Hep havanda su dövüldüğü için bugünlere gelmedik mi? Bu ülkede önce kendi yasalarımızın, törelerin veya AB yasalarının hangisi uygulanıyor.

   Hukuk sistemimiz karmakarışık. Herkesin kendi başına otorite olduğu, kimseye hesap sorulamadığı, yapanın yanına yaptıklarının kâr kaldığı topraklarda yaşıyoruz.

   Burada devlete düşen bir iki katil bozuntusunu cezalandırmak olmamalı… Din adamı da olsa kadını küçük görenleri, sistemin defolu kafalarını (!) karşısına almalı ve aksayan tarafları hemen onarmalıdır.

   Dar kafalı, sığ görüşlü ve bozuk ambalâjlı tipler kendilerini hukukun pençesinden kurtaramamalıdır. Varlıklarını topluma adayan sanatçılarımıza burada büyük görevler düşmektedir. Şefkati, analarımızdan, sevgiyi ve inceliği sanatçılarımızdan öğrenmek zorundayız. Cana yönelik, hepimizin içini burkan, bizi dünya âleme rezil eden cinayet olayları unutulmaz, unutturulamaz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.