İSMEK’in çeşitli yerlerde açtığı sergilere mutlaka gitmeye çalışıyorum. Bunlardan birisi de tezhip sanatına yönelikti. Yrd. Doç Dr. Hatice Aksu, sanat hakkında kısa açıklamalar yapıyor ve tezhip konusunda da öğrencilerine bilgi veriyordu:
Sesleniş
Gök kubbenin altında hiçbir şey yoktur ki, zamanın yıpratıcı etkisinden payına düşeni almasın. Biliyoruz ki, canlı cansız her şey zamanla yıpranır, eskir hatta gün gelir yok olur. Fakat sanatçı bu yok oluşa direnir. Bunun için de yaşadığı topraklardan aldığı ilhamla imzasını gelecek yüzyıllara taşıyacak eserler üretir. Onun gayesi eserlerini sonraki nesillerin de görebilmesi, böylelikle hem kendisinin hem de kendisinin ölümsüzleşmesini sağlamaktır.
Sanatın tek misyonu, yalnızca eseri meydana getirenin adını geleceğe taşımak değildir elbette. Sanat, aynı zamanda hayatı daha derin ve daha yaşanılır kılar. Milli değerlerimizin, kimliğimizin kuşaktan kuşağa doğru bir şekilde aktarılmasında da sanatın rolü büyüktür. Biliyoruz ki, bir kültürü yaşatan ve güçlü kılan en önemli değer, o kültürü yansıtan sanat eserleridir. Pek çok medeniyete ev sahipliği yapan bu toprakların insanlarının ürettiği sanatlar da bizi biz kılan kıymetlerin özünü bünyesinde taşır.
Tezhib sanatı hakkında
Sergiyi geziyoruz. Yrd. Doç Dr. Hatice Aksu kendisinin ve öğrencilerin bulunduğu standda izleyenlere açıklama yapıyordu: “Resimde belli kalıplar vardır. Tezhib sanatında ise stilize çalışmalarla ve tasarımlarla daha özgür bir anlayış çıkar ortaya. Bu durum insan ruhu ile ilişkilidir. Tezhib çok sabır isteyen bir sanattır. Sabah güneşin doğuşu ile birlikte oturup çalışmaya başlarsınız. Akşama kadar, gece yarısına kadar hatta sabaha kadar çalışsanız saatin nasıl geçtiğini anlayamazsınız.
Çalışmaya başladığınız an’ın verdiği bambaşka bir his, bambaşka bir huzur sarar sizi. İç dünyanızda yaşadıklarınızın hepsi bir şekilde bilginizle ve görgünüzle yoğrulur, eserinize yansır. Tezhib sanatı ile sanatkârın kendini çok daha fazla ifade edebildiğine inanıyorum.
İnsanın yaradılışında esneklik, ruhunda incelik ve sanata iştiyak vardır. Bu özellikler, Allah tarafından insan ruhuna, kalbine verilmiş olan bir lütuftur. Sanatsız kalırsanız makine misali gibi olursunuz. Size yaradılışta verilmiş olan özelliklerinizin dışa yansıması sanatla yoğrulmuş güzelliklerdir. Çok özel varlıklar olan sanatçılara iltimas geçildiğini, özel bir emanet verildiğini düşünüyorum. Herkesten bir sanat eserini yapmasını bekleyemeyiz ama herkesin bir sanatla uğraşmak zorunda olduğunu söyleyebiliriz; çünkü insan ruhunun özüdür sanat.”
Bu güzel anlatımlar sergideki nesnelerin önüne geçmeye yetmiş, beni düşüncelere sevk etmişti. Bir yandan bunları düşünüyor, bir yandan da sergiyi geziyordum. Sergi farelerini yakaladım.
Sergi fareleri
Resim sergisinin açılışında kokteyl varsa midesine üç gram alkol, biraz çerez ve kurabiye indirmek için gelenlerin resimle hiç işi olmuyor. Parmağıyla da kimseye çaktırmadan dişlerinin diplerini temizleyip gidiyor.
Profesyonelleşmiş olanlar telefonla dışarıdan adamlarını çağırıyor: “Gelin hepiniz burası verimli!”
Hastaya teselli
Bu sergiye gelirken otobüsün öndeki koltuklarında sağ tarafta karı-koca sol tarafta ise bir yabancı hanımla başörtülü yaşlı, ama çenesi kuvvetli bir hanım oturuyordu. Trafikte gördükleri disiplinsizliklerden etkilenmiş olacaklar ki, ortak frekanstan yayına (!) başladılar…
Bir süre sonra karı-koca aile yaşlı hanımın adını ve nereye gittiğini sordu. O da Kadıköy’e gittiğini anlattı. Adam bu kez yabancı hanıma sordu. Yok denecek kadar az Türkçesiyle hanım bir şeyler söyledi. O da kendi dilinden (muhtemelen Bulgarca idi) adama sordu. Etraftakiler yardımcı oldular. Kadıköy’e gidiyormuş. Telefondan Türk arkadaşını aradı ve beyle konuşturdu.
Yaklaşık üç buçuk dakika kadar süren telefon görüşmesi sonunda adam Türkçe bilmeyen kadına,
---Sen var Kadıköy’de inmek… açıklamasını yaparken ön tarafta bulunanlar gülüyordu.
Yaşlı hanım da adamcağızın yanındaki hanımla konuşmaya başlamıştı. Hastaneden geliyorlarmış, ölümcül bir hastalık teşhisi konmuş kadıncağıza… Çokbilmiş yaşlı hanım teselli ediyordu:
--- Korkma kızım, nasıl olsa bir gün hepimiz öleceğiz!”
yaşlı hanım, karı-koca kişilerin isimlerini ve nereden gelip nereye gittiklerini sordu.
Tabiatın bahşettiği güzellik ancak bu kadar kirletilebilir hatta tahrip edilir. Bu son manzara güzelliklerden üzüntüyle uzaklaşmama sebep oldu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.