Sonunda 12 Eylül 1980’de beş üst komutanın darbesiyle tüm olaylar ve çatışmalar bir günde sonlandı. Bu darbe ile ülkem bilinmez bir güç yönetimiyle, gittikçe fakirleşti, halk bölündü. Ülkem genelinde sayısız idamlar, sürgünler, faili meçhul cinayetler alabildiğine çoğaldı. Aydın kesim kıskaca alındı ve darbeden önceki karışıklıkların suçu üniversitelere ve işçi sendikalarına yüklendi. Bu ara yapılan seçimlerde muhafazakârlık daha da artarak kendini gösterdi.
2002 genel seçimleri, siyasi arenada bir başka oluşumu tercih etti. Bu tarihten günümüze birçok yerel ve genel seçimler yapıldı. İktidarı belirleyen oran gittikçe daha arttı. Muhalefet de aynı çizgide muhalefetini sürdürdü. Daha doğrusu iktidarın yaptıklarını tenkit etmenin dışında, toplumu kucaklayacak bir alternatif üretemedi.
 Eğer ülkemde 1960’lardan beri yapılan darbelerin hesabı sorulsaydı. Her on yılda bir TBMM kapatılmazdı. Mevcut Anayasa rafa kaldırılmazdı. Ülkem kapatılan siyasi parti mezarlığına dönmezdi. İnsanlarımıza işkence yapılıp, idam sehpaları kurulmazdı. Ülkemde atanmışlarla seçilmişlerin bu denli kuvvet ayrımcılığı yaşanmazdı. 
Son yedi yıldır hudutlarımızdaki ülkelerin iç savaşları ülkemi bir “terör ve göç” ülkesi haline getirdi. Şu anda benim ülkem kendi açlarının feryadını duymuyor ve üç milyondan fazla Suriyeli mülteciyi besliyor. 
Derken 15 Temmuz 2016 tarihinde neredeyse yarım asırdır ülkenin can damarlarına iktidarı elinde bulunanlarca yerleştirilen bir örgütün düzenlediği darbe yaşandı. Bu darbede yüzlerce insanımız öldü ve binlerce insanımız yaralandı. 
Sevgili okurlarım nereden nereye geldik. Düşünsenize Padişahın tek ve mutlak sahibi olduğu “ mülk kavramı “ ve “kul kavramı” üzerine kurulu Osmanlı toplumunun torunlarıyız. Bizim birinci vasfımız asker millet olmamızdır. Bir düşünür “İlk vasfı askerlik olan toplumların yeriyse tarihin hep tozlu sayfalarında saklıdır.”diyor. 
Ülkenin haline bak! Aynı kafa yapısı ve siyaseti din yobazlığının kuyruğuna takmanın marifeti, bir yerden gözü açıklık olarak algılanıyor. Hudutlarımızdaki tüm ülkelerle küs durumdayız. Umudumuz olan Avrupa Birliği ortaklığı artık yok, tozlu raflara kaldırılmış durumda. Ülkemi bir Ortadoğu ülkesi yapma çabaları yaşanıyor. Ta Amerika’da bile neredeyse kovulmuş durumdayız. Eğitim tamamen din eksenli bir yapının eseri haline getirilmiş, halk uyutuluyor. Halk için bu dünyanın nimetlerinden çok öbür dünyanın nimetleri elzem görülüyor ve eğitim sistemimiz de buna göre şekillendiriliyor. Üniversitelerimizin ne yaptığı, nereye gittiği bilinmiyor. Her üniversiteye öncelikle bir İlahiyat Fakültesi açılmış. Üniversitelerimizde bölüm, dekanlık gibi birimlerin tüzel kişiliği kaldırılmış, sadece bir YÖK sultanı olan “Rektör” her şeyden sorumlu. İsrail 2016’da bizim iki mislimizden fazla patent üretirken, bizim seksen milyonluk ülkede 7 bine yakın patent üretilebiliyor. Genç ve gelecek vadeden akademisyenler yurt dışına kaçmanın yolunu arıyor. Tüm bunların üstüne de ülkemin ana muhalefet lideri, önce mecliste milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırmak için “evet” diyerek el kaldırıyor. Sonra kendi partisinden bir milletvekili hapse atılınca, yaya olarak “adalet” diye yollara düşüyor. 
Şu anda ülkem, bin beş yüz kilometreye varan sınırı olan Suriye ve Irak sınırımızda oluşturulan terör örgütleriyle uğraşıyor. Ortadoğu da bu fosil yakıtlar var oldukça biz bu terörle hep uğraşacağız. Haklı olduğumuz davamızı da, dost bildiğimiz müttefiklerimize bu kafa yapısı ile anlatamayacağız.
Sevgili okurlarım; benim esas aklımın almadığı olay başka: Siz iki yıl önce Türkiye’nin dörtte bir nüfusuna sahip İstanbul gibi bir iline vali ve emniyet müdürü olarak atadığınız insanları, şimdi terörist olarak tutuklayıp, hapse atıyorsunuz. Keza elli bine yakın öğrencisi olan üniversiteye iki yıl önce atadığınız rektörü bu defa terörist diye tutukluyorsunuz. Vay bizim ülkenin haline demekten başka da ne diyebilirim.
Sevgili okurlarım ülkemin dertlerini bir köşe makalesine sığdırmak öyle kolay olmuyor. O nedenle de, ülkemin gittiği yolu ikiye ayırdım: birincisi 1923-1938 Özlenen Dönem, ikincisi 1938 sonrası olarak yakında bu yazılarımı ayrı ayrı okursanız sevinirim. Saygı ve sevgilerimle…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.